26 Ekim 2009

Rutin | Fenerbahçe 3-1 Galatasaray


Maç öncesinde kafamdaki 11 şöyleydi: Volkan+Gökhan-Bilica-Lugano-Carlos+Mehmet-Emre-Baroni-Özer+Alex-Kazım. Tribünde kadrolar açıklandığında tek fark Özer-Vederson'du. Ben kafamda yediğimizden fazlasını atmak düşüncesiyle Kazım'ı daha fazla pozisyona sokabilecek Özer'i düşünmüştüm. Formsuz Santos'un yerine Daum Vederson'u koyarak önce durdurmayı, pozisyon vermemeyi tercih etti. Doğru da yaptı ve haklı çıktı. Galatasaray maç boyunca sadece 1 pozisyon yakalayabildi, golü de karambolden attı.

Kazım'ın Romanya'daki maçta sergilediği oyundan sonra Servet-Gökhan ikilisini dağıtabileceğini Daum da gördü ve onu koydu. Düşünülen gerçekleşti ve Servet ile Gökhan'a büyük üstünlük kurdu. Bünyamin Gezer, eyyamlarını bir kenera bıraksaydı da 2-3 hatalı faulünü eksik çalsaydı Kazım maçın yıldızı olabilirdi.

Emre Belözoğlu bu sene inanılmaz oynadı her maç ama bu maç insan üstü oynadı. Her noktada hiç durmadan basan bir adama karşı oynamak çok çok güç. Defansta ileriye doğru atılan paslarda sırtı dönük topu alan adam dönene kadar emre bir anda onun yanında bitiyordu. Bu şartlarda bırakın hızlı hücuma çıkmayı, oyun kurabilmek bile güçleşti Galatasaray için. Emre'nin savunmadaki bu inanılmaz performansı dışında oyunu açışları, rahatlatışları da büyük katkı sağladı takıma. Bir de penaltının geldiği pozisyonun başlangıcında yine Emre vardı. Daha ne yapabilir bir futbolcu?..

Mücadele...

Vederson seçiminin ne kadar doğru olduğunu maç içinde dakika dakika yaşşadık. Carlos ve Vederson ikilisi Keita'yı sahdan sildi attı. Bu durum Keita'yı o kadar sinirlendirdi ki arkasından gelen pet şişeye karlı gözünü tutarak reaksiyon gösterdi. Yerden aldığı pet şişeyi federasyon sorumlusuna verdi. En sonunda da Carlos'a attığı kroşeyle zirveyi gördü. Carlos ve Vederson Keita'ya futbol oynatmayarak sinirleriyle fena halde oynadılar.

Maçın ilk golünde de golle alakalı son 3 futbolcudan ikisi yine bu ikiliydi; Carlos ve Vederson. Soldan ortayı yapan Vederson'du, topun üstünden atlayan Carlos'tu. Maçın hemen başında bence çizgiyi geçmeyen topu çeviren Vederson'du. Maçın sonunda ise, "artık yaşlandı, eski temposu yok" denilen Carlos, Güiza'nin golü sonrası topu ağlardan alan adamdı en uç noktada.
video
Alex'in penaltısının tribünden çekim videosu

Tüm bunlar inanmışlığın, arzunun açıkça göstergesiydi. Herkes her an tam konsantre ve herkes takım için fedakarca koşuyor, topa basıyor, alan kapatıyordu. Fenerbahçe belki çok yaratıcı değildi, çok organize ataklar sergileyemedi ama bu maç böyle oynanmalıydı ve öyle de oynandı.

Gelmiş geçmiş bu ligin en değerli yabancısı Alex de Souza, maç öncesi ilk 11 okunurken 50,000 taraftarın neden onun adını diyerlerinden daha yüksek bir tonda bağırdığının cevabını yine verdi. Bir gol attı, penaltı yaptırdı ve kendisi her zamanki gibi gole çevirdi 2-0 yaptı. Bunları yapan Alex sakatlıktan yeni çıkmış, antremansız Alex ligin en önemli maçında yaptı. İnanılması güç istatistik; Alex de Souza...


Ligin en iyi takımı Galatasaray'dı ve hani en iyi hücümu Galatasaray ediyordu ya, işte bu maçla ispatlandı ki, seviyesi düşük takımlara karşı iyi hücum edebilmek o takımı asla en iyisi yapmaz. En iyi takımlar; iyi yardımlaşan, takımca alan kapatarak iyi savunma yapan, hücumda bencilliğin önüne geçebilen, sürekli arzulu ve fiziken kuvvetli olan takımlardır. Galatasaray'ın tamamı aynı milliyete sahip bir savunma düzeniyle uzun vadede başarılı olamayacağını bugüne kadar ısrarla vurguladım. Galatasaray yüksek seviyedeki takımlarla her karşılaşmasında aynı problemleri yaşayacak, çok gol yiyecek.


Mazoşistlerin arasında galibiyete inananlar pankart hazırlamışlar...

Benim anlamadığım bir konu var. Her taraftar der ki "Yensen de, yenilsen de taraftarın senle...". Tamam, güzel ve doğru ama 10 yıldır Kadıköy'de berabere bile kalamayan bir takımın taraftarı hala Kadıköy'e geliyorsa ben onlara artık biraz da mazoşist gözüyle bakarım. İçlerinde umut olabilir, belki ilerde çocuklarına anlatmak için bir anı arayışı içindeler. Düşünüyorlar ki "10 senedir yenemediğimiz takımı yendiğimiz ilk maçta ben de vardım tribünde oğlum" diye bir cümle kurabilecekler ileride. Ama gerçekten zor. O atmosfer, o arzu, o kudret... Olmuyor işte bir şekilde. Fenerbahçe formsuz oluyor, moralsiz oluyor, oyuncu kalitesi kötü oluyor, o oluyor, bu oluyor ama sonuç asla değişmiyor. Tüm bu şartları bile bile Kadıköy'e gelen tüm Galatasaraylıları takdir ediyorum. Sağlam mazoşistlermiş...

video
Maç sonrası futbolcularla omuz omuza videosu

22 Ekim 2009

İşte ÖZER İşte FENER | Steaua Bükreş 0-1 Fenerbahçe

Kadrolar önümüze geldiğinde her şey mükemmeldi, tek soru işareti olan Kazım dışında. Bugüne kadar sezon başından beri Fenerbahçe'de sadece 2 forvet olduğundan bahsederken biz, Kazım'ın bugünkü performansı bu sayıyı şimdilik benim için 3'e çıkarttı. Tek eksiğini bazen oyunu okumada gördüm. 1-2 pozisyonda arkasından boş kaçan adamları göremedi, topu sürmeyi tercih etti. Bunun dışında isabetli şutları, hava toplarında fiziğini çok iyi kullanması, sırtı dönük top alıp pas dağıtması yetti de arttı. Üstüne bir de gol atınca bu geceki performansı tam oldu.

O'nu 5-10 dakika izlemek bana asla yetmiyordu. İzlediğim maçlar o kadar da zevk vermiyordu bana. Emre'yle, Alex'le yetiniyorduk keyiflenmek için. Çok şükür bugün ilk 11'de Özer çıktı sahaya ve görsel şölen yaşattı. Maç boyunca gerçek bir forvet arkası oyunkurucu özelliğinde her işi yaptı. Topu aldı, doğru yerlere servis yaptı, oyunu şekillendirdi. Zaman zaman abartmadan müthiş şık, o çok bahsettiğimiz ince bilekleriyle çalımlar attı, rakibi ipe dizdi. Kaleyi de yokladı 2 kez. Burda ikisi de köşelereydi ve en önemlisi de biri sağ diğeri de sol ayaklaydı bu şutların. Emre'nin pasına koşuşu vardı ya, aslında Emre'nin pasına koşmadı. Önceden içeriye hareketlendi ve Emre'ye pası attırdı o koşusuyla. Bir de arapası bıraktı ki enfesler enfesiydi. Kendi ekseninde dönerek plaseyi Carlos'a öyle kıvamında bıraktı ki tek pasla Kazım golle tanışmış oldu. Harika bir futbol, büyük keyif.

Golü attıktan sonra tipik bir şekilde Fenerbahçe geriye çekildi ve kontrollü oyuna geçti topyekün. Ama ciddi de baskı oldu 60-65. dakikalar arasında. Bu baskıyı bitiren ise sahanın mükemmeli Özer'di. Topu aldı ve önce 2 şık çalım attı. Ardından bi pas attı ve topu aldı. Topu alır almaz sırtı dönükken rakibe, faul aldı. Defans orta sahaya kadar çıkıp faulü de Volkan kullanırken takım baskıyı kırmış oldu.

Alex'in tartışmasız veliahtı olarak gördüğüm Özer, bugün beni hiç yanıltmadı ve hatta beklediğimden fazlasını da verdi bana. Alex'le kıyaslarsak daha çok koştuğunu, ondan daha çalımcı olduğunu söyleyebiliriz. Ama onun kadar skora katkı yapamayacağı kesin olan tek şey, dünya üzerindeki bütün oyuncular için de kesin olduğu gibi.

21 Eylül 2009

Hala gelmeyen rotasyon | Fenerbahçe 1-0 İ.B.B.

video
Vederson'un frikik golü videosu (tribünden çekim)

Kötü futbolun sinyali apaçık Twente maçında alınmış olmasına rağmen ısrarla 1-2 oyuncu değişikliğiyle maçlara çıkılması kötü futbolu tetikliyor. Tabi ki demiyoruz ki Zico gibi vur deyince öldür. Yapma 9-10 oyuncuyla rotasyon tabi. Ama kenarda ilk 11 kalitesinde çokça adam var. Deivid, Uğur, Semih, Selçuk bu takımda son 2 sezonda ilk 11 çıktı ve bugün yedekteydiler. Bitik bir Santos'un, afyon yutmuş Kazım'ın yerine bunlara rahatlıkla ilk 11'de şans verebilirdi. Güzia'daki düşüş ortadayken Semih oynayabilirdi. Bu rotasyonu yapmadığı için hem kenardaki adamları paslandırıyor Daum, hem de sahadakileri yıpratıyor. Andre Santos çok pozisyonda topa gitmeye üşendi güçsüzlüğünden. Uğur'u al, parçalasın topu hırsıyla. Semih'i al top saklasın, takımı rahatlasın, gol atsın ve güveni yerine gelsin...

Maç boyunca Alex'in ilk yarıdaki bir ara pası ile Bilica'nın kusursuz futbolu akılda kalan olumlu yönlerdi. Bilica ne yapması gerekiyorsa aynen yaptı. Kontraları kesti, son müdahaleleri yerindeydi, kartı bile doğru gördü.
video
Kazım oyundan çıkarken

Kazım oyundan alınırken anlamsız bir ıslık tufanı koptu yine. Tiksindiğim bir hadise ama maalesef hala yaşıyoruz. Taraftara dönerek "bullshit" (saçmalık) dedi Kazım ağzını okuduğum kadarıyla ki sonuna kadar haklıydı. Sonradan hala öfke kusan saçma insanlara dönerek "Tamam" dedi birkaç defa hafif alaycı. Şimdi ne gerek var bu adamı bu tür tepkiler vermeye itmeye. Santos oyundan çıkarken o ıslıklayanlar alkışlıyordu. Santos Kazım'dan daha çok mu iş yaptı sahada? Hayır...

Manisa maçında gol sevincini videoya almıştım, bu kez golü de çekme şansı yakaladım. Videoyu yukarıdan izleyebilirsiniz. Aşağıda da tribünlerin bu seneki klasiği: "Bitmez tükenmez aşkımız..."

video
Bitmez tükenmez aşkımız
Kalbimizde yaşıyoruz
Haydi bastır Fenerbahçe
Şampiyonluk istiyoruz

15 Eylül 2009

Anlatma, Maçı Sun Emre Tilev !!!


Beşiktaş 0-1 Manchester United

Türk ve Dünya Futbolu Gereksiz Bilgiler Ansiklopedisi Ertem Şener'in türevini maça vererek bu kadar insana yine eziyet ettiler. Bu eziyetçiyi de bu maça veren muhtemelen hem penaltıcı hem de golcü olan İlker Yasin.

Maçın her anında alakasız bilgiler verme kaygısı. Sürekli bir süslü laf söyleme zotunluluğu hissetme. Efendi gibi sunsa maçı, bir sorun yok ama sen Valencia'nın koridora çevirdiği kanatta İbrahim Üzülmez'in önünde "ceketini ilikleyip eğilirsen" eğilmenle beraber arkandan bu kadar insan da sana eğilir.

Maçın başında hakem hakkında aldığı notları aktarırken "Galatasaray'ın Hertha Berlin'i Hertha yendiği maçı da yönetti" demesi Ümit Özat'ı da Sparta Prag ile birlikte hatırlatıp güldürürken saçmalıklarının da başlangıcını yaptı. Top Gary Neville'e ilk geldiğinde ona "Sahanın en tecrübeli oyuncusu, 34 yaşında" dedikten 10 saniye sonra bu kez top İbrahim'e geldiğinde de "İbrahim de 35 yaşında" diyerek kendini hemen ters köşeye yatırması ise adamın ne kadar gereksiz ve ne dediğini bilmeden konuştuğunun kanıtıydı. Alex Ferguson'u çaresiz ilan etti bir de, Beşiktaş maç boyunca hiçbir şey yapmamasına rağmen. Roma'da bile onu böyle görmemiş beyefendi :)

Tüm bunların yanında bir de maç boyunca ismi Fabian olan Ernst'e sayısız defa milliyetiyle ismini karıştırıp "Alman Ernst" demesi yoruma gerek bırakmadı.

Ertem Şener, Tilev'i de al yanına ve çek git şu televizyon dünyasından lütfen !!!


31 Ağustos 2009

4 Futbolcu 4 Karakteristik | Fenerbahçe 2-1 Manisaspor

video
Semih'in son dakika golü sonrası video

Bu maç, ligin 4. maçı, 4'te 4 yapılan maç, 4 futbolcunun en baskın karakteristik özelliğini gösterdiği maç oldu. Bu kadar 4'ün bir araya geldiği maçı bir de 4 golle kazansaydık isabet olacaktı. Bu 4 futbolcu Emre Belözoğlu, Alex de Souza, Daniel Güiza ve Semih Şentürk.

Emre Belözoğlu bir Fenerbahçeliyken çocuk yaşta Florya'ya adım atıp uzun yıllar futbol kültürünü Galatasaray'da aldı. Hagi'lerle Bülent Korkmaz'larla büyüdü, yetişti. Fatih Terim'den tavsiyeler aldı, yapısı değiştirildi. Bunun en büyük sıkıntılarını da İtalya'da oynadığı dönemde gördü. İşlerin ona anlatıldığı gibi olmaması gerektiğini öğrense de zehirlenmişti bir kere. Bu maçta o zehirin kalıntılarını bir kez daha gördük. O camiada bunlar doğaldır, yapmazsan suçtur ama Fenerbahçe'de ne olursa olsun rakibine küfredemezsin. Fenerbahçe'nin yapısına alışma sürecinde başarılar diliyorum Emre'ye. Bir daha olmaması dileklerimle...
Daniel Güiza Türkiye'ye geldiğinde İspanya gol kralı ünvanının yanında "penaltı atmadan" detayıyla adından sürekli söz ettirdi. Ardından da parantez içinde ifade edilen bir bilgi vardı; ceza sahası dışından golünün olmadığı. Adam geçerek attığı gol de yok denecek kadar az olan bu adam şu ana kadar sadece son vuruşları ve asistleriyle dikkat çekti. Bugün de bu karakteristik özelliklerini ortaya çıkarttı. Önce Alex'in asistine koştu ve tek vuruşta golü yaptı. Ardından da Alex'e çok iyi bir aşırtma pas attı. Alex'in o pasa yükselip vurması golü getirdi...
Semih Şentürk yedekten gelerek gol kralı oldu, olurken de genelde kenardan geldi ve son anlarda attığı gollerle çok maç ve puan aldı. Daha sonra Milli Takım'a gitti. Orada da bir şey değişmedi. Yine son dakikaların resmi susuturucusu oldu çıktı. Çok takımı eledi, çok maç aldı. Bugün yine o özelliğini gösterdi. Son dakikada çıktı ve maçı aldı. "Bir takım son dakikada maçı alıyorsa o takım şampiyon olur" klişesine destek verdi bu golüyle. 2 puan kaybından kurtardı takımı...Alex de Souza da"hiçbir şey yapmıyor ama bir hareket yapıyor gol geliyor" klişesini bugün bir kez daha söyletti. Ben teknik direktör olsam 45'te çıkartmıştım. Takımın temposundan çok uzak, hiçbir şey yapmayan Alex... Klasik dakikasında, 70'te gelen iki değişiklikle Alex'in çıkacağını düşünsem de Daum beni yanılttı, haklı da çıktı. Önce Daniel Güiza'ya olağanüstü bir asist yaptı. Pası olağanüstü yapan çokça neden vardı. Öncelikle Güiza ofsayta düşmeden, doğru zamanda çıkarttı ayağından. Pasın şiddeti tam yerindeydi, ne defans yetişebilirdi ne de kaleci çıkıp alabilirdi. Son vuruş için Güiza'nın işini de topu kaldırarak kolaylaştırdı. Daha ne olsun?.. Ardından maç 1-1 iken sıçrama özelliğini kullanarak kalecinin üzerinden kafayı vurdu. Direkten dönen gol galibiyet golünü getirdi. Belki başka hiçbir şey yapmadı ama sihirli iki dokunuşu 3 puanı getirdi...

video
Maç sonrası coşku videosu

28 Ağustos 2009

Fenerbahçe 2-2 FC Sion

video

Hep inandık, hiç yılmadık
En kötü gününde dimdik ayaktaydık
Yemin ettik biz bu sene
Boyun eğecek herkes Fenerbahçe'ye


Deplasmandaki 2-0'lık galibiyetin de rehavetiyle maç izlemekten çok tribünlere yöneldiğim bir maç oldu. Zaten Selçuk ve Uğur'u sahada görünce çok da izleyesi gelmiyor insanın futbolu. Arada bir Santos'a dikkat kesilmekten başka bir şey yapmadım. 1-2 geriye düşünce bile takıma yine güven tamdı. Geçen sene olmayacak bir rahatlık. 2-2 olunca artık iş bitti. Tribünler zaman zaman inanılmazdı. İsviçreli taraftarların da maçı bırakıp bizi izlediğini ve videoya aldığını gördüm.

"Hababam artık maça kaçamayacak Mahmut Hoca" pankartının açılamaması maçın en buruk olayıydı. Ama Şener Şen resimli "Atma Ziya, biletler 55 Lira" pankartı çok iyiydi :)

24 Ağustos 2009

Andre Santos ve Christian'ın ülkeye alışma sürecini hızlandıran 5 neden | Diyarbakırspor 1-3 Fenerbahçe


Andre Santos ve Christian'ın ülkeye alışma sürecini hızlandıran 5 neden:

1) "Sahaya ne bulursan at"

İlk maç Denizli'de batıdaydı. Eğitim seviyesi yüksekti. Elektrik kesintisi her ne kadar Türkiye'nin aslında bir Avrupa ülkesi olmadığını kanıtlasa da, zeminin kötülüğü dikkat çekse de aşırı bir hadise gerçekleşmedi. Ardından maç Kadıköy'deydi; Türkiye'nin en modern futbol mekanı. Ve gün geldi, Diyarbakır'a gidildi. Sahaya çakmak geliyor, Andre Santos şaşkınlıkla alıp hakeme götürüyor. Sevgili hakemimiz alışmış! ya bu ve bunun gibilerine. Hep susmuş, karşı bir şey yapmamış ya!! yine yapmadı ve Andre Santos'un yüzüne bile bakmadan çakmağı alıp fırlattı kenara "Geç bunları" dercesine. Andre Santos şaşkın tabi. Sahaya yumruk büyüklüğünde taş atılıyor, kafaya gelse adamı bitkisel hayatta tutar bir ömür boyu veya sahadan ölü çıkar. Moda olduğu gibi kalpten değil taştan. Taş kalpli Diyarbakır taraftarından. Hakeme taş uzatılıyor. Hakem almıyor "at kenara, bırak bu işleri" tavırları sergiliyor. Christian şaşırmış pet şişe yağmuruna. Zavallım Tuncay gibi alıp içecek değil ya ASY'deki gibi. onlarla uğraşıyor.
Seneye ikisi de alışmış olacaklar. Galatasaray deplasmanında koltuk gelecek kafasına, ama Christian hiçbir şey olmamış gibi serbest atış kullanacak. Andre Santos sol kanattan topla bindirmesini yaparken bir şişe kafasına isabet edecek, hafif sendeleyecek ama top sürmeye devam edecek. Belki hakeme şöyle bir bakacak, hakem de iki elini ileri uzatıp "Devam!!" diyecek...

2) "Sakın zemini düzeltmek için çaba gösterme"

Denizlispor maçından sonra Artık Bitsin dedik, isyan ettik. Etmemek de elde değil. Top sürmek mümkün değil, kontrol edebilmek mümkün değil. Seyir zevkini arttıracak, futbolu güzelleştirecek bir şeyler görebilmek pek mümkün değil. Bulduğumuzla yetinir haldeyiz. Andre Santos ve Christian seneye daha az koşacak sahayı bozuk gördüğünde, daha az çalım deneyecek. Daha az top sürüp, daha çok vur gitsinci olacak...


3) "Spor yapmıyoruz burada. Bu bir savaştır, tüm gücünüzle mücadele edin"

Diyarbakırspor'un sol açığında oynayan tipini hiçbir zaman unutmayacağım ama adını ezberlemeye bile çalışmadığım, yanlış hatırlamıyorsam Erdal insanı!! Bu adam sayamadığım kadar faul yaptı. Her Fenerbaheliye basışı fauldü. Sanıyorum hakem bir ikisini atladı da %100 faulle oynayamamış oldu. Sahadaki her Diyarbakırsporlu futbolcunun spor yapmaktan ziyade sahaya harp yapmaya çıkmış gibi olması çokça tiksindiriciydi. Santos'un defalarca duruma isyan, topu mopu bırakıp pozisyonu terk edişine şahit olduk. Kimisinde hakem faul verdi, kimisinde vermedi ama kesin olarak yapmayacağı tek şey vardı, o da kart çıkarmak. Sadece isteyene çıkartabilirdi o, nitekim çıkarttı da kart isteyen Andre Santos'a. Kibar hakem vesselam!!..


4) "Ses bombası gibi patlayıcı şeyler atalım, belki sağır olurlar"

Sahaya her şey yağmakta, Fenerbaheli futbolcular derdini anlatma derdinde hakem. Kibar hakem oralı bile değil. Artık zirve yapıyor Diyarbakırlılar ve bir ses bombasını Kazım'ın dibinde patlatmayı başarıyorlar. Sonunda hakemimiz anons falan yaptırmaya karar veriyor. Yani diyor ki "Sahaya el bombası atılsın, unutulup pimi çekilmemiş olsun, ben oyunu tabi ki devam ettiririm" ve ekliyor "Atılan kayalardan biri kıl payı kafaya değil de sırta, göğüse gelirse oyunu tabi ki devam ettiririm". Bundan sonraki maçlarda Andre Santos ve Christian'ın olası patlamalarda korunma refleksi göstereceklerini bile sanmıyorum. Hiçbir şey olmamaış gibi devam...


5) "Maç bittikten sonra ortalığı birbirine katalım"

Ortada hiçbir karşı olay yok. Bu insanlar neye, neden taş atıyor??? Ne oldu, kim ne yaptı da???

Fenerbahçe taraftarı küfür mü etti? Futbolcular gollerden sonra el kol hareketi mi yaptı? Yıllardır iki kulüp arasında bir husumet mi var? Şampiyonluk yarışı içinde mi Diyarbakırspor ve Fenerbahçe?..

Baştan sona anlamsız bir olay. Sporla tamamen alakasız, sosyal, siyasi, eğitimsel bir durum. Spor değil bu. Türkiye'nin hetorojen yapısına da bu maçla çok iyi alışmış oldu Andre Santos ve Christian. Artık Türkiye, Atatürk'ün mozaik tanımına karşı çıkıp yağlı boya tablosuna benzetmesini karşılamıyor. Türkiye şu anda bir mozaik gibi ayrı ayrı, parça parça...




Emre Belözoğlu inanılmaz oynamış, ilk gol mükemmel hazırlanmış, Lugano hata yapmış, Gökhan mükemmel oynamış bir anlamı kaldı mı?!..

Sıla-i Rahim


Lige bomba gibi! başlayan Sivasspor'un yeni transferi Hameur Bouazza Sivas'tan bavullarını alıp ülkesine geri dönmüş. Sebebi, Sivas şehrine alışamamasıymış. Bülent Uygun'un şehirdeki tüm içki satanları tanıdığını söyleyip futbolcularını baskı altına aldığı bir şehirde her futbolcunun yaşayabilmesini beklemek zaten saçmalık olur. Hameur Bouazza da bu ortamdan sonra ailesini çok özlemiştir tabi...

23 Ağustos 2009

Musa Çözen'in ciddi IQ problemi kanıtlandı !!!


Bugünkü Galatasaray - Kayserispor maçı sırasında artık LigTV yayın yönetmeni Musa Çözen'in IQ problemi belgelendi. Bu adamın bu yönetiminin kasti olarak yaptığı seçeneği ortadan kalkıyor Beşiktaşlı olduğunu bilmemden ötürü. Geriye tek seçenek kalıyor; IQ problemi. Olay şöyle gelişiyor; ikili mücadele sonrası top aut çizgisinden en son Galatasaraylı futbolcuya çarparak dışarı çıkıyor. Ama hakemimiz korneri veriyor yanlış bir kararla. Korner atışı kullanılmadan evvel 2-3 futbolcu tatlı sert itirazlarda bulunuyorlar. Korner atışı kullanılıyor ve LigTV'nin yazışıyla "Azize" Makukula gerçek ismiyle Ariza Makukula kendi kalesine golü atıyor. Ardından 5-6 futbolcusuyla Kayserispor yoğun itirazlarda bulunuyor hakeme karşı. Biz ise yayında sayısız defa golün tekrarını izliyoruz, sayısız defa Makukulaya zum yapılmasına şahit oluyoruz ama her ne hikmetse tartışmalı korner pozisyonunu bir kere bile izleyemiyoruz.

Şimdi bu kadar futbolcunun neden, neye itiraz ettiğini kendi kendine sorgulamayacak kadar yayıncılıktan bir haber, bunu düşünemeyecek kadar zeka yoksunu olabilir mi Süper Lig'in yayıncı kuruluşunun yönetmeni?!! Bir adamın adını feminenleştirerek Azize yapması bir skandal, maçın en kritik pozisyonunun tekrarının yapılmaması bir başka skandal. Artık yeter!!!

20 Ağustos 2009

Tarihin en ezerek kazanılan derbisi...

video

Maç görüntülerini netten rahatça bulabildiğimiz zamanlarda yaptığım bir klipti. Benim şu ana kadar izlediğim tüm derbiler içerisinde bir takımın diğerini bu kadar ezerek yendiğine şahit olmamıştım. Antu'da bir arkadaşın bu klibi aradığını okuyunca yüklemek istedim. Bu arada Anelka'nın o girmeyen topu girseydi, derbi tarihinin en iyi gollerinden biri olabilirdi herhalde. İyi seyirler...


indirmek için:
RAPIDSHARE

16 Ağustos 2009

"Dos Santos Kaka gibi gider" | Fenerbahçe 3-0 Sivasspor


Aslında sadece Dos Santos'un golünü anlatmak lazım başka bir şey yazmamak, anlatmamak gerekir. Ama ben yine de bazı tespitlerimden bahsetmek istiyorum.

Maçın 70 dakikası boyunca yaşanan şey; Sivasspor'un tamamen savunma mentalitesiyle oynayıp oyunu tıkaması ve Fenerbahçe'nin bunu tek forvetle ve Alex'siz açmaya çalışması. Alex'in olmayışı elde olmayan bir sebeten dolayıydı, sakatlandı ve çıktı. Ama elde olan bir şey vardı bu savunmayı aşmak için, o da çift forvete dönmekti. Daum Semih'i 1. golden hemen önce çağırdı oyuna sokmak için. Gol olunca da bu değişiklikten vazgeçti. Semih hamlesi doğruydu ama dakikası çok kötüydü. O dakikaya kadar beklemesi gereksizdi.

Christian'ın iyi oynaması için 2 aylık bir sürenin geçmesi gerektiğini söylüyordum. dediğim gibi gün geçtikçe kendini belli etmeye başlıyor. Bugün çok defa kesici iyi hamlelerde gördüm. İlerleyen zamanlarda hücumdaki katkısı da kat kat artacaktır.

Rambo değil de başka biri girse sahaya çileden çıkardım herhalde ama olayın içinde Rambo olunca insan gülüyor istemeden de olsa. Akıllara hemen maraton koşusunu kazanış hikayeleri, adres olarak Fikirtepe Kahvehaanesi'ni vermesi, Uche sevgisi ve defalarca ona sarılması geliyor.


Tribünler zaman zaman güzeldi, etkiliydi. GFB'nin diğer gruplarla birlikte Maraton sağda toplanması ve TürkTelekom ile bütünleşmesi etkili oldu. İlerleyen haftalarda daha da güzel olacak gibi.

Gelelim Dos Santos'un enfes golüne. Bundan bir süre önce Dos Santos'un topu alıp kaleye doğru dikine sürüşüne Kaka'nın stiline çok benzetmiştim. Bugünkü maçta da topu ayağına alı almaz arkadaşa "Kaka gibi gider!!!" dedim. Dos santos biraz süsrdü tekrarladım dediğimi. Dos santos 2 Sivaslıyı bir kerede geçti yine tekrarladım. Son adamın da solundan atıp sağındna geçti yine tekrarladım. En sonunda tavana sert vurdu, golü yaptı. Artık orada futbol orgazmını yaşadık. Enfes bir gol attı. Golünden önce korner direğinin önünde bu stadda daha önce Anelka'dan izlediğimiz "flip-flap" hareketini yapması da ayrıca paha biçilemezdi verdiği keyif açısından...

video
Dos Santos'un efsane golünün videosu...


video
Taraftarın golün gelmesi için takımı itmeye başladığı dakikalardan bir video:

Bitmez tükenmez aşkımız,

Kalbimizde yaşıyoruz.
Haydi bastır Fenerbahçe,
Şampiyonluk istiyoruz !!!

12 Ağustos 2009

Şanlıurfaspor bile bitirdi, Galatasaray bitiremedi...






ŞANLIURFA GAP STADYUMU





SEYRANTEPE TÜRK TELEKOM ARENA




Galatasaray deplasmanlarında maçı insan gibi izleyebilmek için 12 senedir bekliyoruz...

11 Ağustos 2009

Centilmenlik dışı gol olursa...

video

Norveç Kupası'nda Odd Grenland'ın Macar golcüsü Peter Kovacs'ın golü 5-1 biten maçın 2. golü. Golden sonra SK Brann takımındaki tüm oyuncular fiziki temasa kadar taşıyorlar tepkilerini. Brann kalecisi Håkon Opdal öyle bir noktada sakatlanıyor ki kim olsa herhalde gole giderdi, en azından ben olsam gole giderdim herhalde:)

Bu; bir oyuncu yerde kaldığında yaşanan çelişkiler yumağı her zaman beni rahatsız etmiştir. Birisi yerde kaldığında farklı senaryolar gelişir. Eğer sakatlık inandırıcı değilse önce topu ayağında tutan rakip oyuncu bir süre tereddüt eder taca atmak konusunda. 1-2 bakış atar kalkıyor mu gibisinden. Eğer deplasmandaysa taca atması için yoğun bir tepki yükselir tribünlerden, ev sahibiyse de atmaması yönünde... Veya adam direkt taca atar, bu sefer de tribünler yoğun bir ıslığa başlar. Bir de tam kontraya kalkarken biri yerde kalırsa defans yapan oyuncuların elleri kolları oynamaya başlar ve topun taca atılması için işaretler verilir. Tüm bunlar da genelde topun taca atılmasıyla sonlanır. Eğer fark 1 ise veya maç berabereyse özellikle son dakikalarda bu tip durumlarda yerdeki adamın ölüm tehlikesi bile olsa taca atıldığını görmeyiz...

Şimdi burada ciddi bir samimiyetsizlik ve tutarsızlık var. Bu duruma şu ana kadar İngiltere kadar kimse çözüm üretemedi. İngiltere Futbol Federasyonu, kesinlikle futbolcuların topu taca atmasının önüne geçerek tüm yetkiyi hakeme verdi. Bence en mantıklısı da buydu. Ama videodaki durum İngiltere'de olsaydı hakem oyunu gol olmadan durdurur muydu bilemiyorum. Futbol tarihinde böyle olay çok nadirdir, belki bir daha görmeyiz benzerini ama bu çelişkiler yumağını tekrar hatırlamak için önemliydi...

10 Ağustos 2009

"Avrupa'ya gitmezsen Güney Afrika'ya götürmem"

Capello, Hollanda ile yapacakları hazırlık maçı öncesinde Beckham'a uyarısını geçti. " Beckham da çok iyi biliyor ki sene sonuna kadar Avrupa'nın büyük liglerinden birine transfer olmazsa Dünya Kupası için şansı kalmayacak " diyerek Beckham'ın tekrar Milan'a transferini kolaylaştırdı Capello. Zaten eşiyle birlikte Milano'ya dönmek için can atan ve Amerika'da alıştığı ilgi ve alakayı göremeyen Beckham'lara yeniden Avrupa yolu gözüktü...

Artık bitsin...


Artık bitsin: Türkiye'de oynanan futbolu olumsuz etkileyen, seyir zevki bırakmayan ve "vur gitsin" düşüncesini büyüten, üst düzey liglerin hiçbirinde bulunmayan zemin bozukluğu ve bunu yalandan düzeltmek üzere devre arasında görevli ordusunun sahaya girmesi...

Denizlispor 0-2 Fenerbahçe | Lider...


Geçen sezonun ilk ikisinin puan kaybederek başladığı ligde ilk haftanın sonundaki izlenimime göre şampiyonluk için sadece iki takım yarışacak; Fenerbahçe ve Galatasaray. İki takımın da açık ara iyi ve geniş kadroları var. İkisinin tek aksayan yanı defansif oyunları. Bu aksayan tarafta da birbirlerinden ayrılan yanları Galatasaray'ın defansif ortasahalarının Fenerbahçe'den daha dirençsiz olması. Bu da stoperlerine daha çok yük bindirip daha çok hata yapmalarına neden olacaktır sezon boyunca.

Süper Kupa maçından sonra yaptığım Kazım yorumu bir daha yerini buldu. Özellikle 2. yarıda yakalanan sayısız pozisyondan birinde önü bomboşken topu alıp dikine kaleye koşmaması Daum'u çileden çıkartması lazım. Umarım Daum artık Deivid'i oynatması gerektiğini anlar. Yine dediğim gibi Güiza beni yanıltmadı. bu sene her istatistiğini ikiye katlar iddiasında bulunmuştum. Bugün 2 gol atarak iyi bir başlangıç yapmış oldu kendi adına. Çok güçlü bir rakibi de çıkmazsa gol kralı olacaktır.

Kaliteli Brezilyalıların gelmesiyle oyun daha da bir güzelleşti. Bu maçta sayısız defa özellikle Alex'in içinde bulunduğu ikili oyun izledik. Topuk pasları, topun üstünden atlamalar, şık verkaçlar. Aziz Yıldırım da zaten bundan büyük keyif almış olacak ki yüzünden gülücükler eksik olmuyordu. Dos Santos'un dikine Kaka'yı anımsatan tarzdaki kaleye gidişleri çok iyiydi. Bundan sonra hücuma çok ciddi katkılar yapacak.


Işıkların kesilmesinden sonra geride az adam bırakan Denizlispor karşısında sayısız fırsat yakalandı geniş alanda ve adam fazlasıyla. Ama genelde Güiza'nın kötü paslarından sonuca gidilemedi. Mükemmel bir pasör olmasına rağmen bu noktadaki başarısızlığı artık zemine ve moral bozukluğuna bağlıyorum artık. Ama gol yenilseydi de 1-1 olsaydı herhalde save etmeden kapatır çıkardım sinirden :)


Zemin berbat, jeneratör yok ya da çalışmıyor, biletler 100TL... Federasyon ne iş yapıyor?! Kontrol mekanizmaları neden işlemiyor?! Neden yaptırımlarda bulunamıyor?! Ligin adını "Süper" yapmakla süper olunamıyor işte. İngilizler Premier League diyorlarsa bunun için bir şeyler de yapıyorlar elbet. Bizse yine lafta kalıyoruz!..

09 Ağustos 2009

Julio Cesar De Souza'nın Galatasaray'a attığı müthiş gol

video

Julio Cesar De Souza'nın sol ayağından çıkan enfes gol...

04 Ağustos 2009

Çok şükür tişört görmedik | FB 2-0 BJK


Lig öncesi yapılan tüm maçların iddiasız veya bu maçlardaki rakiplerin zayıf takımlar olmasından dolayı ligin başlamasından evvel takımları daha net görebileceğimiz tek maç bu maçtı. Ama maçta yeni transferlere odaklanalım, takımların oyun tarzlarını inceleyelim diye niyetlenirken biz, niyet bozan bir hakem vardı her zamanki gibi. Bu ülkede standardı olmayan her şey gibi hakemlerin de bir standardı yok. Ha pardon onun bir standardı var, o da az penaltı çalması. Ne büyük şeref, ne önemli standart!.. Bırakalım maçtan maça değişen yönetim tutarsızlığını, aynı maçın içinde bile faul düdüklerinde sayısız tutarsızlık görmek mümkün. Böyle bir düzende de çok gerçekçi analizler yapabilmek güç, yapılamadığı için yıllardır Avrupa'da başarı da güç. Toptan bir başarı olmadıkça bundan sonra da zor ve olursa da "tesadüf"...


Fenerbahçe'de Kazım'ın oynatılması en az Bobo'nun sol kanatta oynatılması kadar gereksizdi. En büyük özelliği olmadık anlarda ortaya yıldız futbolcu gibi çıkıp işi bitirmesi olan Bobo, solda etkisizleştirildi. Belki çok top aldı ve oyunun içinde gözüktü ama takım için soldaki Bobo bir şey ifade etmedi, Bobo için de sol çizgide top almak... Fenerbahçe'de de her daim ehli keyif Kazım'ın mental olarak doğrultulmadan ilk 11 çıkması bana anlamsız geliyor. Düz koşuda bile ayağını sürüyerek koşan (sürünen) bir adamdan top auta çıkmadan yetişmesi için bir depar beklenebilir mi?! Veya Emre Belözoğlu defansın topu rahat çıkartamayacağını anlayıp baskı için depara kalktığı sırada Kazım'ın da pas yolu kapatmak için koşması beklenebilir mi?! Kazım'dan beklenebilecek tek şey; sonradan oyuna girip ekstra bir iş yapması.

Kupa maçında da görüldü ki Güiza bu sene geçen seneki istatistikerini ikiye katlayacak. Alex her zamanki gibi işi bitiren adam olacak. Emre daha çok top kazanacak, doğru hücum başlatacak. Bilica sıkça ileri çıkacak, arkayı boşaltacak. Volkan daha fazla gol yiyecek. Christian 2-3 ay sonra daha iyi oynayacak çünkü bu sürede takımdaki her futbolcuyu tanımış olacak. Nerede kime nasıl pas atması gerektiğini ve ne zaman hücuma koşması gerektiğini öğrenecek. Kısacası takıma alışmak denilen şey gerçekleşecek. Santos da Carlos'un Sergen Yalçın tarzı sakatlığından sonra belli bir süre bekte hapsolacak. İleride oynatıldığında hücuma çok katkı yapacak.

Bu takıma kaliteli bir stoper girmesi ve Özer Hurmacı'nın da mümkünse ilk 11'de yer almasıyla şampiyonluk gelecektir. Avrupa konusunda ise çok umutsuzum, defansif zaaflardan ötürü...


Katılınan ikinci Süper Kupa maçından da Fenerbahçe kupayla dönerken beni mutlu eden şey tabi ki de tek maçla kazanılan bu kupa değil, beni mutlu eden şey Beşiktaş'ın "3'ü 1 arada" kahve tipi sloganıyla veya başka berbat bir isimle muhtemelen maçtan önce bastırılmış olan tişörtünü görmemiş olmamız. Şampuan reklamı sloganıyla hazırlanan ve estetikten tamamen uzak tasarımlarından sonra buna katlanabilir miydik bilemiyorum... Teşekkürler Fenerbahçe bu eziyeti bize yaşatmadığın için...

26 Temmuz 2009

Bir Beşiktaş Jimnastik Kulübü Transfer Hikayesi :)

Beşiktaş Jimnastik Kulübünün komik gerçekleri... :)

Bir Hırvat'ın sözleriyle:
"so 1.5 year ago besiktas came to zagreb to buy dinamo player dino drpic. the transfer fee was agreed and he was set to sign for besiktas. but all of a sudden‚ the same day‚ besiktas fans protested to cancel the transfer because they saw drpic clip on youtube where he literally drops his pants and shows his arse to hajduk fans. so‚ besiktas didnt want to go home without a player‚ so dinamo president offered them a player called gordon schildenfeld‚ who was actually shockingly bad. they didnt know that of course. he single-handedly threw dinamo out of europe the same year. they gave their €2m(!) and gordon was on his way. of course‚ he played 9 games there until they found out how bad he was. now he earns his money in sturm graz. brilliant sell by dinamo president and a legend will live on about a piece of ham being sold for €2m. to put things in perspective‚ 3rd croatian club rijeka struggles to recieve that money for one of the greatest talents‚ and one of the best croatia had in the recent years - anas sharbini."

Çevirisini de yapalım bu komedinin:
1,5 yıl önce Beşiktaş Dino Drpic'i almak için Zagreb'e geldi. Transfer ücretinde anlaşıldı ve Drpic imza atmak için hazırdı. Ama bir anda aynı gün Beşiktaş taraftarları internette Drpic'in Hajduk taraftarlarına karşı eşofmanını indirdiğini izleyince transferi iptal ettirmek için protestoya başladılar. Beşiktaş Türkiye'ye transfersiz dönmemek istediler. Dinamo'nun başkanı Beşiktaş'a berbat bir futbolcu olan Gordon Schildenfeld'i önerdi. Gordon aynı sene tek başına takımın Avrupa'dan elenmesini sağlamıştı. Onlar bu durumu bilmiyorlardı tabi ki. Beşiktaş 2 milyon € vererek Gordon'u aldı. Gordon 9 maç oynadı ve onlar da anladı ne kadar kötü bir oyuncu olduğunu. Şimdi Sturm Graz'da parasını kazanıyor. Müthiş bir satış Dinamo başkanından. 2 milyon €'luk efsane transfer unutulmayacak. Duruma başka bir açıdan bakarsak, 3. büyük Hırvat kulübü Rijeka aynı parayı son yıllardaki en büyük Hırvat yeteneklerinden birinden kazanmak için çaba sarfediyor. Anas Sharbini

Drpic'in olay yaratan hareketi




Olayın en az bu kadar daha komik olayı ise transferden bir süre sonra Sinan Engin'in Zagreb'e, Gordon Schildenfeld'in iadesi için gitmesi. Sinan Engin Hırvatistan'daki menajer Sinisa Soso ile görüşüyor. Bir de uyanıkça davranarak Liverpool'da da forma giymiş defans oyuncusu Igor Biscan ile takas istiyor. Soso tabi ki buna yanaşmıyor ve bizlere kahkaha atma şansı veren şu açıklamayı yapıyor "Biz Gordon'u Beşiktaş'a sapasağlam vermiştik. Şimdi ise, işe yaramadığını söylüyorlar."...

Yetenekli Menajer Sinan Engin


Tekrar tekrar soruyoruz ama yanıtının bulunmasının gün geçtikçe zorlaştığı açıkça ortada. Bir insan neden Beşiktaşlı olur? Bilemiyorum...


Dino Drpic Olayı Videosu:

04 Temmuz 2009

Lincoln Almanya'da alışverişte, Takım kampta antremanda


04.07.2009
Lincoln Nerede?

Haber kaynağıma söz verdiğim için video ve fotoğrafları yayınlamıyorum ama sürekli bahaneler uydurarak kampa gelmeyen, geçmiş yıllarda da hep aynı senaryoları yaşatan Casio Lincoln bugün Dortmund'da iki gurbetçi tarafından yakalanıyor. Kendisi spor ayakkabı alışverişinde o sırada...

Haberi 1-2 gün içerisinde basında görebilirsiniz...

16 Haziran 2009

Büyük Topçu: Özer Hurmacı


Son 2 yıldır ağzımın suyunu akıtan 3 adam vardı alınmasını istediğim; Özer Hurmacı, Mehmet Topuz, Sercan Yıldırım. Bunların içinden tartışmasız en önemlisi Özer Hurmacı'ydı. Mehmet Topuz alınırken kopan kargaşaya bir kez daha teşekkür etmek gerekir. Bu kargaşayla sessiz sedasız bitti bu müthiş transfer. Olaylı Topuz transferinin yanında sönük kalsa da, ilerleyen yıllar daha da net gösterecektir ki Özer Hurmacı orta sahada bir futbolcunun ne kadar çok yönlü olabileceğini ispatlayacaktır.

Türk futbolcularında maalesef ender bulunan bir özelliktir futbol zekası ve yanında bildiğimiz zeka. Özer Hurmacı'nın olağanüstü pasları olsun, çalımları olsun saha içinde yaptıkları onun o müthiş futbol zekasını bana gösteriyor. Bunun yanında saha dışındaki konuşmalarının bana bıraktığı izlenimle zeka seviyesinin Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca iki yabancı dil bilmesi de cabası. Türk futbolunda ender bulunan bu artıları belki de Almanya'da büyümesine bağlayabiliriz.

Özer Hurmacı benim tahminimce Daum'un yeni Stephan Appiah'ı olacaktır. Appiah gittikten sonra oyunu iki yönlü oynayan adam sıkıntısı yaşanmasının ardından Emre'den ziyade Özer Hurmacı bu sıkıntıya çare olacaktır. Çok güçlü bir futbolcu ve takım savunmasının her zaman içinde. Appiah'ın takım oyununa en büyük katkısı; doğru zamanda doğru yerde olup, doğru zamanda doğru yere pas atma kabiliyeti Hurmacı ile eşdeğer. Tüm bu özelliklerinin yanında bir de adam eksiltme özelliği Hurmacı'yı daha da paha biçilmez yapıyor. Hepsi içinde bir de Türk olması, neden ağzımın suyunun en çok aktığını açıkça anlatıyor.


Özer Hurmacı'nın bir önemli avantajı da, onun gelişiminde en büyük katkı sahibi isimlerden Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'de sportif direktörlük görevine getirilmesi oldu. Gelişimine kaldığı yerden onu en iyi tanıyan adamla birlikte devam edecek ve Milli Takım'ın da değişilmezi olacak.

Mehmet Topuz, Özer Hurmacı tamam, kaldı Sercan Yıldırım. Türkiye'den alınabilecek en iyi 3 Türk bunlar. %66 başarı sağlandı. Sercan da alınırsa eğer, Fenerbahçe'nin yakın tarihteki 2. "En iyi Türk futbolcuları toplama" politikası gerçekleşmiş olacak...



Aşağıdaki videolarda Özer'in Ankaraspor'da neler yaptığının uzun bir derlemesi var. Bu videolarda onun bileklerine dikkat edin, çalımlarını keyifle izleyin. Bu arada LİGTV'ye bela okumaya da devam edin zira güzel hareketlere değer göstermediğini, Anelka döneminde inanılmaz hareketlerin yakın çekim tekrarlarını göstermeyerek ispatlayan bir kanalın, bir "Anadolu kulübünde oynayan sıradan bir oyuncu"nun hareketlerine değer vermesi beklenemezdi...


Özer Hurmacı | Derleme Video - 1
video

Özer Hurmacı | Derleme Video - 2
video

14 Haziran 2009

Seri boyunca oynanan hakem oyunları...


İlk maçtan itibaren hakemler berbat bir yönetim sergilediler 5 maç boyunca. Daha ilk maçtan sonra "Avrupa'dan hakem gelsin" önerisinde bulunurken ben, bu performanslarının bu kadar da Efes lehine belirginleşeceğini tahmin edemezdim. Özellikle Abdi İpekçi'deki 2. maç ve serinin 5. maçında hakemlerin sergilediği tavırlar, çaldıkları ve çalmadıkları düdükler "Artık yeter" dedirtti.

Ömer Onan son saniyede belki faul yaptı ama bu kadar tepkinin gelişinin tek nedeni bu ana kadar hakemler konusunda ciddi bir birikimin olmasıydı. Bu negatif birikim, maçın tam kırılma noktasında gelen sportmenlik dışı faul düdüğüyle aşırı tepkiye dönüştü.

Abdi İpekçi'deki 2. maçta periyot arasında ağızlarını okurken hakem üçlüsünün saha içindeki toplantısında Recep Ankaralı Fatih Söylemezoğlu'na "Ben görmedim, sen de görmedin, tamam" diyor. Kendileri de yaptıklarının bilincinde ama hep Efes lehine olunca problem oluyor. Fenerbahçe lehine denebilecek bir düdük sonrası hemen telafi düdükleri çalınırken ben seri boyunca bir tane bile böyle bir düdük görmedim. Hızlı hücuma çıkarken, Ömer Onan'ın beline sarılıp durudurmaya çalışıyorlar, tüm salon görüyor ama 3 hakemden biri göremiyor. Efes potası altında kan gövdeyi götürüyor hiç düdük yok, Fenerbahçe potası altında ufak temaslara bile hemen faul...

Efes'in şampiyon olamaması durumunda ligden çekilmesi korkusuyla bu kadar da iteklenmez bir takım; ayıp !!! En iyi hakemlerini Letonya'ya gönderip, kalıntı hakemlerle final serisini idare etmek; ayıp !!!

Seri 4-0 olur derken, Efes 3-2 ile tek galibiyete bıraktı işi. Bu dakikadan sonra bu hakemlerle ne olur ne biter bir şey söylemek güç.



Serinin 3. maçında çektiklerimden 2 kare:


13 Haziran 2009

"Aldık" deyip de alamamak nedir?

Kötü laf sahibine aittir...

08 Haziran 2009

Ahmet Çakar vs Yıldırım Demirören

video

Dün akşam Telegol'de gerçekleşen Mehmet Topuz Panayırı'nda en kayda değer olay Demirören ile Ahmet Çakar'ın tartışması oldu. Olayla ilgili katılmadık insanın kalmadığı programda Önce Mehmet Topuz, Süleyman Hurma, Topuz'un menaceri, Yıldırım Demirören ve Kayserispor başkanı Mamur katıldıktan sonra, Aziz Yıldırım da beklemediğim şekilde telefonla programa katıldı. Aziz Yıldırım'ın tüm anlattıkları büyük saygı içerisinde dinlendi. Daha sonra Yıldırım Demirören tekrar bağlandı. Bu kez "Ahmet Çakar'a teessüf ediyorum" demesi Çakar'ı sinirlendirdi. "Yıldırım Demirören bana teessüf edecekmiş, haftaya o zaman PAF takımıyla çıkar." cümlesiyle zirve yaptı :)

Ardından tekrar "Ben de haftaya PAF takımıyla çıkarım sahaya" demesi üzerine Demirören terbiyesizleşerek "Sen küçük Ahmet'le çık sahaya terbiyesiz herif!" dedi.

Kim terbiyesiz acaba?..

Aziz Yıldırım'ın bağlandığı sıralarda tüm yorumcular neredeyse önünü iliklerken, Demirören'e laf sokma yarışması yaşandı adeta. Bu olayla birlikte Ahmet Çakar'a sevgim daha da artmış oldu :)


Videoyu indirmek için: Rapidshare

06 Haziran 2009

Büyük Kaptan MRSIC | EP 67-70 FB


2. maçı kaybetmek üzerine kurmuşken ben kafamda final serisini, 39 yaşındaki büyük kaptan Damir Mrsic çıktı ve unutulmaz üçlüğüyle her şeyi başkalaştırdı. Efes tam kötü talihini bozmaya bu kadar yaklaşmışken yine o sihirli üçlüğü gönderdi Efes potasına.

Bu maçla birlikte Efes karşısında ligde son 13 maçın 12'sini kazanmış olduk. Solomon geldiğindne beri yenilgi yüzü de görmedik. Sezon boyunca sadece 2 mağlubiyet alan Efes'i Abdi İpekçi'deki 2 maçla birlikte 4-0 ile süpürmek inanılmaz bir mesaj olacak. Bu sene şampiyon olmak için yapabilecekleri tüm hamleleri yapan Efes, bu seneden sonra kulübü kapatsın, gitsin artık.

19 top kaybına rağmen Fenerbahçe hala kazanabiliyorsa bu seri evdeki maçlarla 4-0 olur, kupa da perşembe günü kalkar. Salı günkü maça ilk galibiyette, perşembe günkü maça da bu galibiyetle birlikte kupa için biletlerimi aldım.

Bu maçta "5 milyon verelim, 'Fener' diye bağırın" tezahüratı hoştu. Maç sonrası yaşanan sevinç ise paha biçilemezdi. Nejat Sayman'ın son dakikada Kazun'un topu oyuna sokarken yaptığı hata sonrası "Ne yaptı lan!!" demesi de güldürdü.

Teşekkürler Damir, Abdi İpekçi'de görüşmek üzere...

Mrsic'in maçı getiren son dakika üçlüğünün videosu



Efes Pilsen 67-70 Fenerbahçe Ülker

Mehmet Topuz'da Zeka Kırıntıları Aramak


Bu adamın ne kadar kişiliksiz ve zekadan yoksun olduğu konusundaki yıllardır olan düşüncelerim her geçen gün daha da yerini buluyor. Bonservisini Fenerbahçe'nin almasından sonra BJK formasını giyip "Gerekirse bir sene futbol oynamam" diyerek aptallığın zirvesini yapan Mehmet Topuz'un şimdi de Galatasaraylı olduğunu söylediği ortaya çıktı.

Sene 2004, bu kez Galatasaray onu istiyor. Ergun Gürsoy ile Fatih Gökşen transfer etmek için Kayserispor ile görüşüyorlar ama son anda transfer yatıyor. Topuz da o dönemde kendilerine doğuştan Galatasaraylı olduğunu söylüyor. Fatih Gökşen aynen şunları söylüyor: "2004 yılında Ergun Gürsoy ile birlikte Mehmet'i kadromuza katmak için Kayserispor Başkanı Recep Mamur ve Mehmet Topuz ile görüşmüştük. Anlaşma noktasına geldiğimiz transfer son onda gerçekleşmemişti. Bugün ilginç olan Mehmet Topuz'un açıklamaları. Mehmet, doğuştan Galatasaraylı olduğunu söylemişti. Benim de bildiğim Mehmet Topuz, doğuştan Galatasaraylı."...

Bir öyle bir böyle Mehmet Topuz. "Mustafa Denizli bu kulüpten içeri giremez" dedikten sonra Denizli'yi teknik direktörlüğe getiren esas "ezik" Yıldırım Demirören, alsın Mehmet Topuz'u oynatsın. Yakıştığı kulübe gitmiş olsun...

Çok büyük bir mutluluk ki; bu adam "Doğuştan Fenerbahçeliyim" gibi talihsiz bir açıklama yapmadı. Böyle bir insan mümkünse Fenerbahçeli olmasın. Aynı zamanda, herkes Beşiktaşlı olmasın lütfen, sadece Mehmet Topuz ve benzerleri Beşiktaşlı olsun, bu güzide ayrıcalık onlara kalsın, bize bulaşmasın !!!

05 Haziran 2009

BJK resmi sitesine ulaşılamıyor :)


Mehmet Topuz transferini borsaya bildiren BJK, Bildirdiği oyuncunun bonservisinin Fenerbahçe tarafından alınmasından sonra eli ayağına dolaştı. Hemen resmi site kapatıldı. Şu anda BJK resmi sitesine ulaşılamıyor:)

Yine aynı soru gündeme geliyor: Bir insan neden Beşiktaşlı olur?..


BJK forumları epey formda bu saatlerde... :)


http://www.carsiforum.com/forum_posts.asp?TID=17949

Beşiktaşlılık Duruşu ve Topuz Transferi


Bu duruş iyice efsaneleşmeye başladı gitgide. Bir Mehmet Topuz transferi vakasıyla yine "Beşiktaşlılık duruşu" karşımızda, bu nasıl bir duruşsa?!

Dün her yerde Mehmet Topuz'un Beşiktaş'a transfer olduğu son dakika haberi olarak geçilirken bugün her şey ortaya çıktı. Olayların kronolojisi şu şekilde:

  1. Fenerbahçe ile Kayserispor Topuz'un transferi konusunda sözleşerek önceliği alıyorlar.
  2. Görüşmeler sürerken bonservisi elinde olmayan futbolcuyu transfer etmek için önce kulüple anlaşması gereken BJK Mehmet Topuz'la anlaşma yoluna gidiyor.
  3. BJK ile Topuz anlaşıyorlar.
  4. Kayserispor ise bizim Fenerbahçe'ye sözümüz var, öncelik onlarda diyor Topuz'a.
  5. Kayserispor Topuz'a "Hangi takımı tuttuğun veya hangi takıma gideceğin konusunda transfer netleşmeden bir açıklama yapma" tavsiyesinde bulunuyor.
  6. Topuz'a BJK yöneticileri, Hurma'nın anlattığına göre "Beşiktaş'ta oynamak istediğini belirten açıklamalar yap ki Fenerbahçe senden vazgeçsin" talimatı veriyor.
  7. Topuz basına "Ben BJK'liyim" açıklaması yapıyor.
  8. Beşiktaş Genel Sekreteri Kenan Öner, Kayserispor Genel Menajeri Süleyman Hurma'nın açıklamalarına yanıt vererek, "Biz usul neyse onu yaptık. Başkanlar futbolcunun menajeri ve Mehmet Topuz'la anlaştık. Kaldı ki ben Beşiktaş'ta oynamak istiyorum diyen bir futbolcuya da bunu zorla ifade ettirmekte gafletten öte bir komplo teorisidir" diyor ve hepimizi güldürüyor kendisine.

Duruş falan tamamen yalan oldu da, nerede kaldı en azından etik anlayış?!!

Bu saatten sonra böyle aptal bir futbolcuyu açıkçası istemem. Topuz'un yıldızının parladığı 2-3 sezon önce Bosman ile transfer olabilecekken Kayserispor'la uzun süreli bir anlaşma yaptığında zaten zeka konusunda damgayı vurmuştum. Beni bu davranışlarıyla hiç de yanıltmadı. Gelmesin, BJK'de mutlu mesut oynasın benim çevik ama zeki olamayan Mehmet Topuz'um...



Ben bu yazıyı yazarken maalesef resmi açıklama geldi

Kulübümüz, Kayserispor ile Mehmet Topuz'un transferi konusunda anlaşmaya varmıştır. Bu transfer kapsamında Fenerbahçe Spor Kulübü bir oyuncusunu Kayserispor'a verecektir.

Kamuoyuna Duyurulur


Kulüple anlaşılmış sadece, Topuz Fenerbahçe'nin teklifini kabul etmezse transfer yine yatar. BJK daha önce Mondragon için Metz ile nlaşmıştı fakkat Mondragon Galatasaray ile anlaştığını söyleyince Galatasaray almıştı. Fenerbahçe'nin Kayserispor ile anlaşması şu anda bir şey ifade etmiyor...

04 Haziran 2009

Söyle Efes Söyle, Söyle Ne Oldu ?!


Çok sert bir maç oldu finale yakışır şekilde. Finale yakışmayan her türlü pisliği yapmalarına rağmen maçı kazanmasını bildik. Fenerbahçe - Efes maçları artık boyut değiştirdi. Fenerbahçe - Galatasaray maçlarını bile geride bıraktı artık. Efes Pilsen son 12 maçta Fenerbahçe karşısında sadece tek galibiyet alabildi. Bu inanılmaz ezici bir üstünlük. Bu baskı gittikçe artıyor 3 maç önce kazanmalarına rağmen.

Yaş ortalaması 12-13 olan taraftarının önünde nasıl bir destek bekliyorlardı bilmiyorum ama aptal aptal ellerine verilen bayrak ve balonları sallamaktan öteye gidemediler. Zaman zaman artık ne oldu bilinmez "Ooooo gerizekalı" tezahüratları da duyuldu. Ne yaparsanız yapın Fenerbahçe kazanıyor işte.

Maç beklendiği gibi inanılmaz bir sertlikle başladı. İki takım da üst düzey savunma yaptılar. Bu savunmayı bu kadar uzunca maça yayılmış şekilde Euroleague'de bile görmemiştim ben. Nitekim iki takım da 70'i bulamadan maç bitti.

Nejat Sayman'ın Green'in hiç top kaybetmediğini duyurduktan sonra Green'in iki top kaybı yapması, Kerem Gönlüm'ün her boşta kalan topu alması, Solomon'un berbat oyunu, Ömer Onan'ın bu kadar sert potalara üstüste 3'lük sokabilmesi, Ömer Aşık'ın küfredercesine vurduğu smaçlar, Mirsad'ın kendisini yaralayan Ender'le uğraşmaması, Preldzic'in mükemmel oyununa rağmen son dakikada az kalsın yapacağı pas hatasıyla her şeyi berbat etmek üzere olması maçtan akılda kalanlar oldu benim adıma.

Bu sert potalara karşı en yüksek yüzdeyle oynayan takım kimdir? %40 üzerinde oynayan taım var mıdır? Araştırmaya gerek yok, mümkün değildir sanıyorum. Zaten bir süre sonra iki takım da 3'lük denemeyi bıraktı ama kinayeli bir 3'lükle de Mirsad maçı kopardı.

Bu arada Avrupa'dan hakem getirsek fena olmayacak...

Saha avantajını bütün çabalarına rağmen kullanamadılar. Seri 4-1 biter diye tahmin ediyorum...


Efes Pilsen 60-68 Fenerbahçe Ülker

03 Haziran 2009

Rüyalar gerçek oldu: Naz Aydemir Fenerbahçe'de


Final serisinde gözüme çarptı önce oyunuyla, sonra güzelliğiyle. Veya tam tersi :). MSN iletilerinden Aziz başkana şakayla karışık transfer konusunda çağırılar yaparken İtalya'ya transfer olacak iddialarıyla hüzünlenmiştik. Ama seçim yapıldı, Aziz Başkan tekrar seçildi ve Naz Aydemir Fenerbahçe'mizde. Zaten iyi bir pasör ihtiyacımız vardı. Bu açığı hırslı ve başarılı bir Türk ile kapatmak gayet isabetli oldu. Forma da çok yakıştı.

İlk Fenerbahçe Acıbadem maçına gidip, Naz'a bağırıp türlü apaçilikler yapmak istiyorum :)

Hoşgeldin Naz Aydemir...


02 Haziran 2009

Back to the Future : Christoph Daum


Fenerbahçe'de resmi olarak 2 şampiyonluk gören ama aslında 3 şampiyonluk kazanan Cristoph Daum'la yeniden birlikteyiz. Çirkin oyunlarla Denizli'de kaybettirilen şampiyonlukla birlikte ligde hep tepedeydi Daum.

Daum'un başarılı olması için fazlaca özellikleri var. Bunlardan en önemlisi yıldız futbolcuları iyi yönetebilmesi. Pierre van Hooijdonk'u istisna olarak tutuyorum. Hooijdonk Fenerbahçe'ye kadar her takımda ciddi sorun olmuş bir adamdı zira. Hooijdonk'u bir kenara bırakırsak Anelka'yı yedekte tutup, sonradan oyuna alarak verim de alabilmesi önemli bir artı. Sürekli yıldız oyuncular transfer derek bu işi politika haline getiren Fenerbahçe'nin başında da bu tip bir hoca lazım.

Daum'un aklıma gelen en büyük ikinci özelliği de kazanmak için oynaması. Deplasman olsun, iç saha maçı olsun farketmeden tıkanan maçları açmak için cesurca değişikliğe giden bir adam. Bu özelliğinden dolayı Kazım Kanat kendisine delilikle dahilik arasında gidip geldikten sonra "Dahi" lakabını uygun görmüştü.

Türkiye'yi çok seven bir Alman

Bir de Daum'um transferlerdeki başarı yüzdesiyle futbolcu gelişimine katkıları çok önemli. Transferlerinden en öne çıkanı Nobre'dir. Devre arasında alınan nadir oyuncu bir takımı şampiyonluğa götürür. O sene Nobre'nin takıma monte edilmesiyle şampiyonluk gelmişti.

Daum denilince akla 3 futbolcunun da ciddi gelişimi gelir. Bu oyuncular: Tuncay Şanlı, Mehmet Aurelio ve Ümit Özat. Tuncay zaten gelecek vadeden bir isimdi ama Trabzon'da sağ açık oynayan vasat Aurelio'yu dünya çapında kaliteye sahip bir önlibero yaparak A Milli Takım'a da hatırı sayılır bir katkı yaptı. Önlibero oynayan Ümit Özat'ı Türkiye Süper Lig'in en fazla isabetli orta yapan sol beki yaptı. Ters ayak olmasına rağmen ısrarla oynattı ve kimsenin itiraz edemediği bir sol bek kazandırdı takıma. Geçmiş yaşına rağmen Ümit Özat da ciddi bir gelişim gösterdi.

Koch'un keyifli antrenman tekniklerinden biri

Bilmiyorum Koch ile yine birlikte mi gelirler ama onun dönemindeki kondisyon artısı da ciddi etki yapıyordu maçlara. Takımın yaş ortalamasının düşük olmasıyla da alakalıydı ama bunun yanında iyi antrenman yapıldığının kanıtı sahada rahatça görülebiliyordu.

Daum ile 3 senede 2 şampiyonluğun ardından Zico ile 2 senede bir şampiyonluk bir de en önemlisi Şampiyonlar Ligi'nde gelen çeyrek finalle ciddi yükseliş vardı. Zico'nun gönderilip Aragones'in getirilişiyle tekrar geriye giden Fenerbahçe bir geleceğe dönüş kararıyla Daum'u başa getiriyor iyi bir gelecek için. Başlığı bu nedenle "Back to the Future" olarak atmak istedim. Yine geriye gittiğimiz bir dönemi yaşamayız inşallah.

Sonuç olarak hala "Keşke Zico kalsaydı" demekle beraber, başarı için alınabilecek iki hocadan (Türkiye'yi bilen Lucescu ve Daum) biri başa geçiyor. Zico'nun pas futbolu gibi bir oyun karakteristiği oturtamayan bir hoca olsa da Daum, başarılı olacaktır. Doğru seçim olarak görüyorum Daum'u...


31 Mayıs 2009

Maç Vermeden Final...


Yarı finaldeki Türk Telekom eşleşmesinde en üzücü taraf herhalde serinin Ankara'da başlayıp İstnabul'a tek maçlık işin kalması oldu. Fenerbahçe seyircisi bu muhteşem takımı izlemekten mahrum kaldı. Kombine alanlar daha fazla yararlanmak isterlerdi, ama Fenerbahçe buna müsade etmedi. 6 maç 6 galibiyet ve finalde bu kez Efes Pilsen.

Türk Telekom serisinin hiçbir maçında yenilgi korkusu yaşamadım. Her maç kalite farkı ortadaydı. Bu kalite farkı da Türk Telekom'un geniş kadrosuna rağmen vardı. Örs'ün gönderilip Tanjevic'in getirilmesine herkes öfkelenmişti. Ama neyse ki Tanjevic işini doğru yaptı. Takım savunmasını oturttu, rotasyonu doğru kullanmaya başladı. Kişilerin sivrildiği maçlar yerine takımca iyi oynayarak kazanmaya başladık. Üstüste şampiyonluğa da amborgo koyduk, Avrupa'da da kısmen başarılı olduk.

Şimdi Efes Pilsen'in belalısı Solomon ile Fenerbahçe final serisine başlayacak. 4-0 olmayabilir ama şampiyonluğa en yakın takım taraftar artısıyla Fenerbahçe olacak...

Fenerbahçe Ülker 70-57 Türk Telekom

Güle Güle Nadal


Toprak kortların en iyisi denilen ama fiziksel üstünlüğü tekniğin önüne geçirerek başarıya giderek bana hep itici gelen Nadal elendi. Son 4 yılın şampiyonu çeyrek finali göremeden 4. turda elendi. İsveçli Soderling bu maçla tarihe geçti. TRT3'te bu maçı izleyen herkes tarihe tanıklık etti diyebiliriz.

Soderling ilk seti 6-4 aldı. İkinci seti Tie Break ile kaybetti. 3. seti yine 6-4 aldı. Son set büyük çekişmeyle yine Tie Break'e kaldı 6-1 yaptı, 6-2 oldu ve 7-2 ile seti aldı. Nadal'ı 3-1 ile geçti. Nadal'a bu seneki Roland Garros'tan kalan sadece kırdığı üstüste galibiyet rekoru oldu.

Federer'in şampiyonluk yolunda önü tamamen açıldı...

26 Mayıs 2009

Fotoğraflarla 2009 UEFA Finali | Shakhtar Donetsk 2-1 Werder Bremen

Maçtan önce buradaki Fenerbahçe yazısı sökülmüştü. Maç günü gördüm ki bu görüntü içinmiş.

Bu sezonun tartışmasız en etkili ve adından söz ettiren takımı FC Metalist UEFA Kupası finalinde yoktu ama taraftarı gelmişti. Metal Fırtına bir yere kadar esebildi.

Maç öncesi ender gördüğümüz coşku sahnesi. Onda da arada Türk'ler kaynamış, coşku da bundan olsa gerek...

Kimi kupa derdinde, kimi ekmek...

Artık stada girmeye yönelirken biz, bu grubu fotoğraf çektirirken gördük. Önce bu fotoğrafı çektim. Ardından aralarına girip Fenerbahçe atkısı açıp birlikte fotoğraf çektirdikten sonra arka sıradaki bir Ukraynalı ile atkı değişimi yaptık. Atkı değişimiyle birlikte ben "Shakhtar kümeye Shakhtar kümeye!!!" diye bağırınca enayi Ukraynalılar da bana eşlik ettiler :) :)

Maç Öncesi



Ve sonunda final başladı...

İlk golü Shakhtar Adriano ile atarken biz sadece golün son vuruşundan itibaren izleyebildik. Bunun nedeni nerede bir olay olsa meraklı gözlerle izlemeyi seven Türk halkıydı. Final Türkiye'de olunca böyle şeyler de oluyor!..

Golden sonra meşale şovu

İşte öküzler... Otur maçını izle !..

Naldo ile Bir Golün Foto Videosu - 1

Naldo ile Bir Golün Foto Videosu - 2

Naldo ile Bir Golün Foto Videosu - 3

Naldo ile Bir Golün Foto Videosu - 4

Naldo ile Bir Golün Foto Videosu - 5

Naldo ile Bir Golün Foto Videosu - 6

Naldo ile Bir Golün Foto Videosu - 7

Gol sonrası coşam Almanlar ve taraftarına giden Werderli futbolcular...

Meşale yakma sırası şimdi Almanlarda

Kornerden 2. gol beklentisi

Torsten Frings atağı sürüklerken, maçın yıldızlarından biri Lewandowski hamle yapmak üzere...

Willian yaptığı faul sonrası Cantalejo'dan azar işitiyor. Bu sırada kart çıkmaması Werder Bremen taraftarını kızdırıyor...

Maçın iki yıldızından biri Srna düşürülmeden hemen önce...
Arkadan kovalayan da Mesut Özil. A Milli Takım'ı reddedip Almanya'yı seçen Mesut'un maç boyunca hiç ıslıklanmaması da garipti...

2. Yarıda bizim önümüzde Srna oynamaya başlıyor ve onu izlemekten büyük keyif alıyoruz...
Srna'nın bir serbest vuruş öncesi...

Bir Başka Srna frikiği. Bu kez vücudunu ne kadar eğdiğine bakmak istedim...

Uzatmalarda Shakhtar bir gol daha buluyor ve maç boyunca üstün oynadığı maçta kupaya çok yaklaşıyor...

Luis Medina Cantalejo son düdüğü çaldı ve kupa Shakhtar'a gitti...
Maçtan önce Shakhtar atkısı almakla ben de kazanmış oldum. Almanya'nın Dünya Savaşı'nda yenilip bizim de yenik sayılmamız gibi oldu :)
Sevinç / Hüzün

Artık son meşaleler kupa sevinci için yakılırken...

Maç sonunda ender görülen bir sahne yaşandı. Thomas Schaaf takımı topladı ve uzunca bir konuşma yaptı...

Konuşma sonrası Thomas Schaaf takımı taraftarlara yolladı...

Srna'dan sonra maçın tartışmasız yıldızı Lewandowski kupa ile basına poz veriyor. Arkadan Lucescu "Yeter artık, getir kupayı" diyor...

Maçın başarılı isimlerinden sol bek (sıçan lakaplı :p) Rat kupayı sırtlayıp soyunma odasına götürüyor...

El Amin değil Takım Kazanır !!! TT 81-86 FB


Tuhaf bir 5 ile başlayıp ilk periyodun yarısını geride götürdükten sonra farkı yaratan oyuncuların oyuna girmesiyle maçın sonuna kadar hakimiyet Fenerbahçe'de kaldı. Özellikle Oğuz Savaş 2. periyotta NBA seviyesinde bir basketbol ortaya koydu. Yapmadığı iş kalmadı. Blok koydu, kaırmadan basket soktu, asist yaptı, ribaunt topladı.

Pota altı olarak ligin en iyisi tartışmasız Fenerbahçe Ülker. Tutku'nun bir pozisyonda Ömer Aşık'tan korkup turnikeye gidememesi birçok şeyin ispatıydı.

Maç boyunca özellikle Green ve Mrsic'in isabetli 3'lük sokmaları kırılma noktalarının hep Fenerbahçe lehine sonuçlanmasını sağladı. Green, Solomon gelince kendine gelmiş biraz. %80 3'lük yüzdesiyle büyük katkı yaptı. Bunun yanında El Amin'in ivmesini aldığı dönemdeki savunması da cabası oldu.

Çok nadir maçta bir oyuncu çıkıp uzun süre takımı sırtlayıp galibiyete götürür. Bu olmaz, olması gereken bu tip oyuncuların maçın sonundaki kritik toplarda sorumluluk alarak maçı kazandırması. El Amin imkansızı istedi, bir yere kadar da getirdi ama olmadı tabi. İlk yarıyı 5 sayıyla kapatıp maçı 30 sayıyla bitirmesi Türk Telekom'a galibiyeti getiremedi.

Serinin geleceği 3-0 gibi gözüküyor. Efes Pilsen - Fenerbahçe Ülker finali güzel olacak...


Muhtemel Manşetler:

Fenerbahçe Suratına Kapattı
Fenerbahe Faturayı Ödedi
Fenerbahçe Meşgule Verdi

Aradığınız Telekom'a Ulaşılamıyor



06 Mayıs 2009

Bir İnönü Hikayesi | KADERİN SUSMAK !!!



Son yılların belki de en kolay bilet bulunan derbisiydi bu maç. Maç günü bile bilet alanlar olmuştu. Gerek şampiyonluktan tamamen uzak olmamız, gerekse biletlerin 70 TL olması bu ortamı oluşturmuştu. Tüm bu olumuzluklara rağmen İnönü'de kazanma geleneğini bilenler ve bu eğlenceyi defalarca İnönü'de yaşamış olanlar sezonu bitirirken yine aynı amaçla biletleri almıştı. Benim bileti alma sebebim "Şampiyonluk yarınlara kaldı" diyebilmekken, kimisininki de "İnleyen nağmeler" diye İnönü'yü yine inletmekti. Kimse merak etmemeliydi, Fenerbahçe yine kazanacaktı bundan önceki 5 maçlık seride olduğu gibi.

Maç günü, önce salı pazarına uğradık. Biz gittiğimizde 20-30 kişilik bir grup, kendilerini tahrik eden Beşiktaşlıları hırpalamış, dönüyorlardı. Ardından Fasıl'a geçip biraz tezahüratlarla havaya girip yemek yedikten sonra Haydarpaşa'da beklemekte olan Motor'a bindik. İlk göze çarpan "Ein Führer" çıkartması oldu :)


Kabataş İskelesi'ne inip 1 saat kadar polisin gerekli tedbirleri almasının ardından, yıllar sonra topluca İnönü'ye gidiş başladı. İskeleyi terkeder terketmez tekbirler söylenmeye başlandı. O günkü kurbanımız ne bir koç, ne bir dana, ne de bir deveydi. O günkü kurbanımız bir kartaldı :)


video
İnönü'ye gidiş - La ilahe İllallah

video
İnönü'ye gidiş - Fenerbahçe'm Sen Çok Yaşa


İnönü'ye girerken bu kez maçın çok ciddiyeti olmayaşından olsa gerek ayakkabılar çıkartılmadan arandık. Çorabın içine sokulan, daha sonra kimisi kokulu kimisi kokusuz bir şekilde büfeciye verilen bozuk paralar avuçiçinde de geçermiş meğersem. Stadın diğer kısımlarını bilmiyorum ama deplasman tribünün koltuklarındaki ergonomi takdire şayan. Otururken bacaklarınızla karnınızın yaklaşık 30 derecelik bir açı yapması lazım. Bu da pek mümkün değil. Yıldırım Demirören'in koltuk siparişini kendi popo ölçülerine göre verdiğini ciddi ciddi düşünmeye başladım. Koltuklar kırılıyor, yenileri koyuluyor, her sene yine aynı dizayn karşımızda. Yetti artık Sayın Demirören...

Maç öncesi videoları:

video
İnönü'de Maç Öncesi - İnleyen Nağmeler

video
İnönü'de Maç Öncesi - Kartal Gol Gol Gol?

video
İnönü'de Maç Öncesi - Dale Yo

Dale yo, Dale yo, Dale yo, Dale dale yo
Dale yo, Dale yo, Dale yo, Dale dale yo
Lelelelelelele ooo oooo
Lelelelelelele aaa aaa
Yarabbilalemin, yarabbilalemin
Düştük yine yollarına,
Sevdamızı haykırmaya.
Senin için her cefaya,
Katlanırız biz Kanarya.
Canımıf feda uğruna ooo ooo
Değişmeyiz seni asla aaa aaa
saldır Kanarya, Saldır Kanarya...


Maç öncesinde İnönü'nün son fatihi Alex'in olmayışı olsun, 3 stoperimizin eksikliği olsun sıkıntı çok büyüktü. Ama yıllardır derbi izliyoruz, çok nadirdir bu kağıt üzerinde görülen artıların eksilerin maça yansıdığını gördüğümüz maçlar. Çok nadirdir derbi öncesindeki takımların form durumlarının maça direkt etki ettiğini gördüğümüz maçlar. Dolayısıyla bunları enine boyuna tartışmayı her zaman manasız bulmşumdur maç öncesinde. Her zaman bu maçlarda farklı şeyler olur, bambaşka isimler yıldızlaşır, genelde de Fenerbahçe kazanır.

Maçın büyük bölümü Fenerbahçe'nin üstünlüğüyle geçildi. Zico dönemini hatırlatan yerden isabetli paslarla olgun bir futbol koyuldu ortaya. O dönemde takım Inter'i, Chelsea'yi, Sevilla'yı bu futboluyla, top yüzü göstermeyerek ve hareket olanağı sağlamayarak yenmişti. Hem yapıcı bir futbol vardı, hem de bu futbol rakibi bozucuydu. İyi futbol ile takımdaki tek tek bireylerin performansını arttırırken, bu artış tüm takıma da yansıyordu. Sonucunda iyi futbol ortaya çıkıyordu ve nedense hep jeneriklik goller oluyordu!..

Beşiktaş maçnda da böyle oldu. Topun genelde Fenerbahçeli futbolcuların arasında döndüğü bir futbol. Bu olgun futbolun en sağlam kanıtı da ikinci goldü zaten. Son pası yapmak için acele etmeden sonuna kadar çevirdiler topu. Pas yaptıkça tek tek hepsi keyif almaya başladı. Bu keyifler toplandı sonunda ve Semih'in vuruşuyla taraftarın futbol orgazmına dönüştü. Müthişti tek kelimeyle.

Rüştü'nün Portekiz'deki sendromunun benzeri yaşansa da Güiza'nın golü enfesti. Maçtan önceki "Kezman gibi Güiza da aynı kaderi paylaşacak ve golü atacak" tahminim yerini buldu. Kezman da aşırtmıştı, Güiza da aşırttı. Bir tek farkla ayrıldılar; Güiza Kadıköy'de de aşırtmıştı :)

Güiza'nın golünden sonra tribünler coşmuştu:

video
Güiza'nın golünden sonra - Pınarbaşı

video
Güiza'nın golünden sonra - İnleyen nağmeler

Devre arasında ise Kapalı'da 10-15 dakika süren bir kavga yaşandı. Alt taraf ile üst tarafın kavgasından biz de kendimize pay çıkarttık. Önce alt taraftakileri gazladık, ardından üst taraftakileri:) Videoda izleyebilirsiniz:

video
Devre arası - Saldırsana alt taraf

İkinci yarıda her ne kadar Beşiktaş baskılı oynama arzusuyla oyuna başlasa da Fenerbahçe'nin değişmeyen futbolu sayesinde bu istek kırıldı ve muhteşem 2. golle beraber Beşiktaş taraftarının liderlik umudu suya düşmeye başlamıştı. Halbuki takımlar sahaya çıkarlarken taraftar "Lider geliyor lider" tezahüratlarıyla coşuyordu. unutmuşlardı ki 5 maçtır içeride dışarıda Fenerbahçe kazanıyordu.

Ölen ümitleri yeşerten Holosko ile birlikte Gökhan Gönül oldu. Orta sahanın gerisinden aldığı topla ceza sahasına kadar herhangi bir zorlukla karşılaşmadan giden Holosko'yu Gökhan Gönül'ün, geriye kamak yerine üzerine giderek karşılaması gerekiyordu. Bunu yapmayıp bir bek gibi adamı geçirmeme mentalitesi güttüğünden golü kalemizde gördük.

Zaten fazlasıyla eksik olan takım bir de Emre ve Semih'in çıkışıyla vasat bir takıma dönüştü. Doğal olarak yapay bir baskı oluşturdu Beşiktaş. Baskı vardı ama yapaydı çünkü üretken olamadılar. Çok tehlikeli diyebileceğimiz bir pozisyon yakalayamadılar.

Maçın bitiş düdüğüyle birlikte bilete verilen 70TL'nin hakkını verme zamanı gelmişti. "Şampiyonluk yarınlara kaldı" ve "İnleyen nağmeler" söylenmeliydi sağlam bir şekilde. nitekim söylendi de:

video
Maç sonu - Şampiyonluk yarınlara kaldı ve İnleyen nağmeler

Kapalı tribününe bir kırgınlığımı da belirtmek isterim. Maç sonunda ısrarla karşılıklı "Kartal gol gol gol?" tezahüratı yapma isteğimize karşılık vermediler. Biz de kendilerini doğal olarak yuhalamak zorunda kaldık.

Bu arada yıllardır soruyoruz, cevabı hala tüm araştırmalara ve deneylere rağmen bulunamadı. Yeri gelmişken tekrar soralım: Bir insan neden Beşiktaşlı olur?


Serhat'tan, Johnson'dan, Tuncay'dan, Kezman'dan sonra bayrağı devralanlar Semih Şentürk ve Daniel Güiza. Onlar da İnönü'de "Sus!!!"u çektiler, onlar da susturdular!..



12 Nisan 2009

Metin Oktay mezarından kalkıp bu takıma tekrar girse o da çirkefleşirdi... | 0-0


Bu nasıl iğrenç bir gelenektir. Benim yaşım yetmiyor ama Fatih Terim'i anlatırlar. Benim bildiğim de Hagi ile başlayan geleneksel çirkefleşme serisine bir maç daha eklendi. Irkı, ülkesi, menşei, kişiliği, kültürü, tahsili, dili, rengi, yaşı, dini ne olursa olsun sarı-kırmızı formayı giyip bu camia giren herkes (Ergün hariç) böylesine çirkefleşebiliyorsa burada ciddi bir sıkıntı var demektir.

Sabri Sarıoğlu'yu tüm gelişim süreciyle yakından takip ettim. İngiltere'deki 16 yaş altı turnuvasından beri biliyorum. Sessiz sakin bir adamdı. Galatasaray'daki 1-2 senesini de bu çizgide geçirirken çirkefleşlik konusunda eğitimini aldı. Sonunda bugün zirveyi yaptı. Maç boyunca kendinden yaşça büyük abisi Emre Belözoğlu'nun ısrarla üstüne oynadı. Edepsizliği bir adım öteye de götürerek boğazını sıkmaya kadar da götürdü. Ne acı?!

Arda Turan kiralık oynadığı Manisa'dan geri geldiğinde Galatasaray'da oynadığı futbolla ve kişiliğiyle beni kendisine hayran bırakmıştı. Ama 1 sene içinde Galatasaray Çirkeflik Eğitim Kurumu tarafından kıvamına getirildi. O da bugün bu eğitimin sonunda zirvesini yaşadı. Galatasaray için "career high" yaptı denilebilir. Milli takımdan arkadaşı, İsviçre'de birlikte Milli Takım'a tur atlattırdığı Semih'e yumruk atması hiçbir kelimeyle savunulamaz. Bunun tek bir açıklaması ve suçlusu var: Galatasaray Spor! Kulübü !!!

Emre Aşık ezelden beri çirkefti zaten, onu bu gruptan ayrı tutuyorum. Ayhan Akman'ın da nasıl olup da olaylara karışmadığını hayretler içerisinde kalarak karşılıyorum. Ayhan Akman'ın bugün 2-3 kez tükürmesini, 1-2 tekme veya yumruk sallamasını beklerdim. Enteresandır olmadı...


Maça gelince pozisyon fakiri bir maç oldu. Bunun en büyük nedeni Güiza'nın 4-5 tane (zaten hepsi bu kadardı) önemli olabilecek pozisyonları kötü kontrolle harcamasıydı. Yazık oldu harcanan paralara. Böyle maçlarda parlardı Anelka, Hooijdonk. Güiza bazen faydalı olan yıldız olmayan bir futbolcu oldu çıktı tüm sezon boyunca.

Maçta hatasız Mehmet Topal iyiydi ama Lugano bambaşkaydı. Hatasız oynamasının yanında ekstra çok iş yaptı, çok fazla top kesti. Kusursuzdu son dakikadaki olaylar dışında.

Kırmızı kartı 2 kişi net haketti. Biri Lugano, diğeri Arda. Semih niye kırmızı gördü anlayamadım. Lugano vurdu tamam, Arda vurdu tamam ama Emre ve Semih arada kaynadı gibi geldi izlediğim kadarıyla.


Taraftara gelirsek de değişen bir şey yoktu. Stad zaten döküldü dökülecek, bu hali facia dönüştüreceklerdi neredeyse. Sahaya attıklarına zaten alışığız ama bu kez fazladan bir de taraftar sahaya girdi. 1 garanti ama ben 2 maç saha kapatma bekliyorum.

Sivasspor şampiyon olsun, 2. Fenerbahçe olsun İnönü'de yine galip gelerek; bu sezonu en iyi yerde bitirmiş olalım.

Kan gövdeyi götürdüğü için dünyanın sayılı derbilerinden tamam ama ayıp oluyor artık!!!


*Olayları başlatan Lugano değil, ayağa basan Emre Aşık'mış...

05 Nisan 2009

Fenerbahçe 2-1 Eskişehirspor | Metrobüsle Geliyoruz !!!


Emre cezalı, Alex yarı sakatken takımda atağı şekillendirecek sadece iki adam kalmıştı. Bunun sıkıntısını ciddi anlamda yaşadık golü bulana kadar. Semih ve Deivid takımı atağa çıkartmak için sorumluluk alması gereken isimlerdi. Deivid attığı gol dışında çok kötü olunca tek yük Semih'e kaldı. Josico ve Selçuk ile üretkenlikten çok uzak iki önlibero ile rakip kaleye baskı kurmak hayal olurdu zaten. Dolayısıyla maç ortada geçti.

Güiza, Türkiye maçında bulduğu moralle ilk defa iki maç üst üste gol atabildi. Taraftar artık 3-4 maç üst üste gol atan golcü bir forvet özleminde ciddi anlamda. 2 oldu, ASY'de de 3. golünü atıp okunu tribünlere fırlatmasını bekliyorum şimdi.


Haftaya Galatasaray maçı, başka bir değişle eğlencesi olduğu için bu neşe bir hafta öncesinde tribünlerdeydi. Çeşitli tezahüratlarla bu neşe futbolculara da yansıtıldı. Bazıları şöyleydi:

Bitmez tükenmez aşkımız,
Kalbimizde yaşıyoruz.
Bekle bizi i.ne cimbom,
Metrobüsle geliyoruz!!!

-

Metrobüs kutsaldır,
Nasip olmaz herkese!!! :)



Bir foto, bir cümle
Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek olan Fenerbahçe forması


Artık kale arkaları da Deivid'in gol sevincinde olduğu gibi İngiliz tipi seyirciyle bütünleşik gol sevincine müsait, yani tel örgüsüz...

Dünkü Beşiktaş taraftarının polise karşı tipik saldırgan hareketlerine karşın manidar bir yıldönümü kutlaması...


01 Nisan 2009

Türkiye 1-2 İspanya | Toptan korkan futbolcu mu olur?!


Yine olmadı, olması da mümkün değil. Başabaş oynuyoruz, niye kaybediyoruz? Cevabı ayrıntılarda gizli. Detaylarda hep eksik kalıyoruz.

Geçen İspanya maçı için bir pozisyona dikkat çekmiştim ve demiştim ki: "Maçtan gözüme takılan bir sahne vardı. Ramos bilmem kaçıncı bindirmesini yaparken ikinci yarıda, orta yaptı, İbrahim Üzülmez sırtını döndü, ardından bir de kafasına gelmesin diye kafasını eğdi. Bu ülkenin ikinci sol beki böyle korkak mı olmalı, yoksa Konfederasyon Kupası'nda Alex'in şutuna kafa sokan Bülent Korkmaz gibi mi olmalı?!"

Bugün İspanya'nın attığı ilk golünün nedenine bakarsanız yine aynı ismi ve yine toptan korkarak oynamasının nelere neden olduğunu net bir şekilde görebilirsiniz. Şuta karşı kaşını gözünü koruyacağına ellerini saklayarak girse skor 1-0 gitmeye devam edecekti. Belki atacaktık, belki de farklı bir şekilde yiyecektik ama en azından bu kadar basitçe yemeyecektik bu golü.


Maç içinde defalarca Tuncay-Nihat anlaşmazsızlığını görmekten ben sıkıldım. Aynı yere koş yapıp birbirlerinin üstüne çıkıyorlar. Nihat ayağa pas atıyor, bir bakıyoruz Tuncay basmış gidiyor, top arkasında kalıyor...

Arda Turan'ı da Xavi'den eksik kalmadığı için övmem gerek. Attığı gol pası şiddet, yön ve fasosu bakımından eksiksizdi.

Dani Güiza Fenerbahçe'de yaptığı asistlerden sonra bize karşı da bir tane yaptı. Biz onu golcü diye almıştık ama ardından ne kadar asistçi olduğunu görmüştük. Bugün asistçi yönünü daha akılda kalıcı yapmış oldu.

Daha iyiydik, biri kazanacaksa biz kazanmalıydık. Beraberlik de iyiydi bizim için. Maçtan önce tahminim de beraberlik yönündeydi ama olmadı. İşler iyice zora girdi her elemede olduğu gibi. Rahat bir eleme bu ülke yaşayamayacak herhalde.

29 Mart 2009

İspanya 1-0 Türkiye | Pas yapan takıma pres?


Maçtan önce tüm yorumcular maçın çok gollü geçeceği yönünde bol bol atıp tutmasına ısrarla karşı görüşle maçın 1-0 biteceğini iddia etmiştim. Bu gerçekleşti.(1)

Maç başladı ve her adama delice pres yapan takımı görünce "Böyle giderse maçın son bölümü takım düşer kondisyon olarak." iddiasında bulunmuştum. Ne yazık ki bu da gerçekleşti.(2)

Galatasaray'da başarılı olduğu iddia edilen (Türkiye'de evet) Fatih Terim ne şaşırtıcıdır ki Şampiyonlar Ligi'nde bir hiçten öteye gidememişti. Neden gidememişti? Çünkü ligde çılgınlarca pres yaparak vasatın altındaki Anadolu takımlarını ezen GS, devlerin arenasında pas yapan takımlara karşı gereksizce ve akılsızca yaptığı presle hep başarısız oldu. Chelsea geldi 5 attı, gitti.

Bugün Terim'in çıkarttığı 11 çok doğruydu. 2 forvet yaptı gayet iyi, korkak düşünmedi. Orta sahadaki seçimler yine hücum ağırlıklıydı. Bir şekilde takıma korkmaması gerektiği aşılanmalıydı. Terim bunu kadro seçimiyle gösterdi. İkinci aşama takımın oynama mentalitesiydi. Pres yapma mentalitesi doğru olmayandı, her ismi iyi pas yapabilen takıma karşı. Korktuğum başıma geldi. İlk 30 dakika yalancı bir iyi futbol. 90 dakika baktığımızda da tamamen İspanya hakimiyeti. Kimse kendini 30 dakika iyi oynadık diye kandırmasın. Biz o 30 dakikada cebimizden yedik.

Maçın ikinci yarısında da tablo netleşti. Maç 1-0 olmasına rağmen yarım saat sanki 5-0'mış gibi geçti maç. Bir sağ bekin en fazla gol pozisyonuna girdiği maçlardan biri haline dönüştü maç. Zorlanmadan üstüste 15 pasın üzerine çıktı defalarca İspanya.


Maçtan gözüme takılan bir sahne vardı. Ramos bilmem kaçıncı bindirmesini yaparken ikinci yarıda, orta yaptı, İbrahim Üzülmez sırtını döndü, ardından bir de kafasına gelmesin diye kafasını eğdi. Bu ülkenin ikinci sol beki böyle korkak mı olmalı, yoksa Konfederasyon Kupası'nda Alex'in şutuna kafa sokan Bülent Korkmaz gibi mi olmalı?!


Bir duayla bitirelim: Allah tüm futbolcularımıza Xavi'deki futbol zekasının zerresini versin inşallah. Amin!!!

20 Mart 2009

Hep aynı nakarat aynı aynı | Kocaeli-Bursa


Ben hariç umutlananlar olmuştu şampiyonluk için. Bugün yine yeniden umutlar kırılmıştır. Daha önce de defalarca umutlananlar olmuştu. Bu sezon 2. olabilmek çok büyük başarıdır. Şampiyonluk sadece hayal.

Kocaelispor maçında da aynı terane yaşandı. Gol atıldı ilk 5 dakikada. Ardındna rakip tek kale oynadı. Öyle ya da böyle gol olacağı belli. Takım ileri çıkarken Güiza'ya uzun pas yapmaktan daha farklı bir seçeneği beceremedi bir türlü. Gürhan girdi takımı toparlamak için. Bu tip değişikliğe her zaman karşıyım. Gürhan gibi uzun süre almayan oyuncuları oynatacaksan sadece maçın başında sahaya sürersen bir anlamı olur. Adam ortalama 5 dakika oynamış sezon boyunca, takımı toparlasın diye sahaya giriyor. Olmayacak işler...


Sonunda taraftar Lugano için bir şey yaptı. Basri Dirimli ile aynı pankartta Lugano'nun resmini koyarak Lugano'yu yücelterek "gitme" çağrısı yaptı. Kapısında da yatılması lazım. Yeter ki gitmesin. Ama sanıyorum gideceğini herkes kabullenmiş durumda. Bir şeyler olsa da gitmese diye boş boş ummaktan başka bir şey kalmıyor galiba. Bu güzel pankartta emeğe geçen herkese sonsuz teşekkür ederim...

Galatasaray (1)2-3(1) Hamburger SV | AFİYET OLSUN

Almanya'daki maçta "Avrupa bal sezonunun" son maçını sadece 1 gol yiyerek tamamlayan Galatasaray üstüste yapılan hatalar sonucunda kupaya veda etti. Futbolcu-Teknik Direktör-Yönetici üçgeninde çok ciddi hatalar bu "bal sezonunu" sonlandırdı.

  1. Meira: Emre Aşık, Emre Güngör, Meira, Servet Çetin. 4 tane gerçek stoperden elinde sadece 2 tane kalan Galatasaray Meira'yı satarak tek stopere kaldı. Kader bu ki, tek stoper de saçma bir pozisyonda son adamı düşürüp atılınca dünyada bir daha asla görülmeyecek bir olay yaşandı ve Kewell toperde oynamak zorunda kaldı 120 dakika.
  2. Lincoln: Almanya'da iki oyuncudan biri çıkmak zorundaydı kırmızı karttan sonra. Biri Kewell, diğeri de Lincoln. Kewell stopere çekildiği için Lincoln alındı dışarıya. Bu karara Lincoln, Bülent Korkmaz'ı aşağılayıcı şekilde itiraz edince önce para cezası geldi, ardından da Trabzon'da kulübe yolu gözüktü. Tüm bunlardan sonra hırs yapması beklenirken, Lincoln sahada küskünleri oynadı. Koca bir "hiç"ti sahada.
  3. Bülent Korkmaz: İstanbul'daki maçta takım oyunu kuramadı bir türlü. Bunun en büyük nedeni Lincoln'un top alıp servis yapmamasıydı. Takım sürekli hücuma çıkarken geriye pas vermek zorunda kaldı. Tek çare olarak topu uzun şişirmek kaldı. Arda bunu ikinci yarıda serbest oynayarak kapatmaya çalıştı.

Yönetim'in kötü durumdaki Galatasaray'ı gazlamak için tüm Kadıköy vurguları, teknik direktör değişimi bir işe yaramadı, hayaller ketçapla mayonez arasında kaybolup gitti.

Kaleye gelen her top neredeyse gol oldu. De Sanctis bazı toplara atlamayı bile düşünmedi.

Arda inanılmaz bir top oynadı. Tek başına takımı sürükledi ama bu noktada yetmedi. Yaptığı asist olağanüstüydü. Türkiye'nin tartışmasız en iyisi şu anda.


"Kadıköy'de ne kaldıracaktınız?" diye sormuşlar. Cevabını önümüzdeki sezon verebilirler herhalde.

15 Mart 2009

Trabzonspor 2-2 Galatasaray | 61. dakika aptallığı

Sivasspor ve Beşiktaş kazanmıştı Fenerbahçe puan kaybetmişti. Bu maçı kaybeden Fenerbahçe ile aynı kaderi yaşamaya başlayacaktı. Beraberlikte ise ikisi de yarışın biraz gerisinde kalacaklardı. Bu maçtan diğer takımların beklediği sonuç, beraberlik çıktı.

Bu maçın berabere bitmemesi için yapılması gereken çok şeyi iki taraf da yapamayarak büyük bir avantajı teptiler. Bu yapılmaması gerekenlerden en aptalcası 61. dakika safsatası. Trabzonspor tam baskıyı kurmuş, tüm dönen topları topluyor tekrar hücum ediyor, kornerler kazanıyor, bir anda o saçmalık kendini gösterdi. Kutluyorsan bari mantıklı kutla! Anlamsızca sahaya salınan balonlar yüzünden oyun 5 dakika durdu, Galataraylılar nefes aldı, kendine geldi. Trabzonspor'un yarattığı baskı kırıldı.

Galatasaray 2-1 öne geçtiğinde takımın kondisyonunda ciddi bir düşüş vardı. Bu takıma şişman Hasan Şaş'ı almak ne derece doğruydu tartışılır. 3 forvetle hala oynamaya devam etmek ne kadar doğrudur tartışılır.

Yaser aptalca attığı dirsek sonucu atıldı ve 10 kişi kaldı Galatasaray. Ardından Arda da sakatlanınca 9 kişi oynamaya başladı Galatasaray. 9 kişi oynamya uzun süre devam etti bir değişiklik hakkı olmasına rağmen. S.Kurtuluş-Arda değişikliğini hızlı yapamaması gole neden oldu ve skor 2-2 oldu.

Sivasspor ve Beşiktaş'ın karlı çıktığı bu haftada Fenerbahçe de kopmamış oldu. Fenerbahçe'nin hala üstündekilerle maçı var. Şampiyonluğu da bu maçlar belirleyecek gibi.


Ayrıca değinmek istediğim Lincoln konusu var. Almanya'da oyundan çıkarken yaptığı hareketler sonrasında "Bülent Trabzon'da ilk 11'de oynatırsa adam değildir" demiştim biraz da Ahmet Çakarca. Tebrik ediyorum Bülent'i. Bugün belki 2 puanı Lincoln'u oynatamayarak kaybetti ama uzun vadede otorite konusunda ciddi kazanımları olacaktır.

10 Mart 2009

Bir deplasman hikayesi: Kayseri | Kayserispor 0-2 Fenerbahçe


ÜNİFFEB ile beraber eski Salı Pazarı Meydanı'ndan cumartesi gecesi yola çıktık 17'likteki 18 kişiyle. 1 kişi, daha sonra Kayserili polis amcanın benden makas almasına neden olan, armut koltukta seyahat etmek zorunda kaldı.

Az uyku, bol tezahüratla devam ederken yolculuk ilk moladan sonra yavaş yavaş yerini bol uykuya bırakmaya başladı. Ankara'ya gelmeden önce gözü açık olanlar karla kaplı tepelerin ve manzarayı tamamlayan çam ağaçlarının arasında seyahat etmenin keyfini yaşayabildi. Ama bu keyif bazı renktaşlar için sıkıntıya dönüştü zira sadece maddi hasarla atlatılan kaza bu bölgede meydana geldi. Hepsini geçmiş olsun diyorum.

Kırıkkale'ye geldiğimizde kahvaltı molası için bir tesiste durduk. İçeriye bir anda 40 kişi girince koşuşturmaya başladı çalışanlar. Çorba içelim dedik. İşkembe, ezo gelin ve mercimek çorbaları içinde en eli düzgün olanını, mercimek çorbasını seçtim. Lakin öyle bir çorbaydı ki; temizlikte kullanılan suyla mı yapmışlar, çorbanın içine çamaşır suyu mu katmışlar karar veremedim. Çorbadan sonra yola tekrar koyulduktan sonra tüm minibüs istisnasız uyuyordu. Bu anı fotoğraflamadan edemedim :)


Kırşehir'de tıpış tıpış uzaklaşan bir UA


Polis'in Kayseri'ye taraftarı sokmadığını öğrenince Kırşehir'de zaman öldürmeye karar verildi. "Burda turistlik nereler var?" ve "Kırşehirin meşhur olan nesi var?" sorularının hiçbir cevabı olmadığını görünce Counter Strike oynayalım dedik, ardından da karnımızı doyurduk. Stadda yüksek performans için enerji içecekleri de unutulmadı tabi.




Kırşehir'den çıktıktan sonra ilk toplu fotoğraflarımızı benzinlikte çektik. Ardından Kayseri'ye devam ettik.


Kayseri'de polislerin arama noktasından önce kısa bir süreyi Pastırmacılar Parkı'nda geçirdikten sonra yola devam ettik. Kayseri tabelasını görünce tekrar durup ikinci toplu fotoğraf çekimi yaşandı etkili rüzgar altında:)


Ardından polis arama noktasına gelindi. Tüm aramalar bittikten sonra polisler armut koltuğu incelemeye başladılar. Arkadan yardırıp "Abi biz bilinçli taraftarız" belirtmemden sonra polis amca "sen ne tatlısın öyle" diyerek yanağımdan makas aldı.:) Böylece arama bitti ve kah minibüslerde kah dışarda beklemeye devam ettik. GFB'nin ısrarla Aziz Yıldırım'ın istifasını isteyen tezahüratlarını dinlemek zorunda kaldık.

Tekrar stada doğru yola koyulunca heyecan kendini göstermeye başladı. Yeni stadın merakı, şampiyonluk yarışında olabilmek için maçın öneminin heyecanı artmaya başladı. Ağır ağır ilerleyen konvoy sonunda stada ulaştı. Stadın dış görünüşünü minibüsün içinden fotoğraflamak zorunda kaldım.

Stada köşedeki merdivenlerden çıkarak girdik. Tek turnike vardı ve sadece 2 polis arama yapıyordu. Biz ilk girenlerden olduğumuz için çok sorun yaşamadık ama bildiğim kadarıyla sonradan girenler ciddi sorunlar yaşamışlar. Stadın eksikliklerinden biri olarak stada girişi ve çıkışı olarak belirtebiliriz.

Stada girer girmez koltuk renklerinin seçilişi ve dizilişindeki saçmalığını canlı olarak görmüş olduk. Herhangi bir koltuk toptancısının elinde ne varsa almışlar ve rastgele yerleştirmişler sanki. Yeni stad yapıyorsun, koltukları adam gibi dizayn edemiyorsun, ne diyeyim ki.


Stada girer girmez farklı açılardan stadı fotoğraflamaya çalıştım. Tabi bunu deplasman tribününün izin verdiği alan çerçevesinde yapabildim sadece. Stad, Şükrü saracoğlu'na göre daha dik. Çatısının dizaynı sayesinde akustik çok çok daha iyi durumda Kadıköy'den. Kadıköy'de sesin yarısı arkadan dışarı çıkarken Kayseri'de dönerek tekrar sahaya yansıyor. Akustik o kadar iyi ki, Tolunay bir şeylere itiraz ederken üst kattan Tolunay'a bağırdığımda duydu ve bize dönüp "ne diyorsunuz" der gibi bir el hareketi yaptı. Şaşırtıcı derecede iyi bir akustik. Kadıköy'de herkesin kıçını yırttığı maçlardan sonra televizyondan izleyenlerin "Abi hiç sesiniz gelmedi eleştiriyle karşılaşmaya alışmış olan bizler, maçtan sonra beğenmememize rağmen tribünü televizyondan izleyenlerin "Sırf sizin sesiniz geldi, çok iyiydi" tepkileriyle stad akustiğinin ne kadar fark yarattığını daha iyi anladık.

Stadın çatısında Türkiye'de ilk Şükrü Saracoğlu'nda uygulanan ısıtma sisteminin aynısı vardı. İyi de ısıtıyordu ama ikinci yarıda bunlardan bir tanesi alev almaya başlayınca "Stadınız yanıyor" tezahüratı söylenmeye başlandı.


Stadın bir eksikliği de sadece tek skor ekranının olması. Stadın bir bölümünün skoru görme olasılığı hiç yok. Karşı tribüne de bir skor tabelası şart.

Stadın bir diğer eksikliği de deplasman tribününü Kayserispor taraftarının tribününden ayıran kısmın demir tellerden yapılmış olması. Tribündekilerin büyük bir bölümü sahanın tamamını net bir şekilde göremiyor. Bu işin dayanıklı camlarla yapılması gerekir. Daha önce bunun beterini ASY'de tamamen opak levhalarla yaşadığım için çok büyütmedim ama düzeltilmesi gerek.


Sonunda bizim mahallede oynadığımız çayırlardaki gibi bir zeminde maç başladı. Sivas maçlarıyla iyi futbol konusunda olumlu sinyaller vermeye başlayan takım Uğur Boral dışında yine iyi performans sergiledi ilk yarı boyunca. Kafasıyla değil de tamamen fiziksel özellikleriyle futbol oynamaya çalışan Uğur Boral bu şekliyle sezon boyunca ancak 1-2 maçta bir şeyler verebilir takıma. Öyle de oluyor geldiğinden beri.

Daha etkili olduğumuz ilk yarıda, birinci golümüz Semih'ten geldi. Carlos'un frikiğinde yılan gibi giden top kaleciden döndü ve Semih tamamladı. Ardından Alex sağ ayağıyla inanılmaz vurdu ve 2'yi de bulduk. Topun yerdeki direğe çarpıp tavana vurması golün keyfin bir kat daha arttırdı. Bu iki gol dışında organize geldiğimiz ve Alex'in şutunda kalecinin topu son anda çizgide yakaladığı pozisyon da gol olsaydı maçı daha stressiz izleyebilcektik.

İkinci yarıyla birlikte Kayserispor baskı kurmaya başladı. Ama Mehmet Topu dışında vasatın üstünde adamının olmayışı nedeniyle ataklarını genelde olgunlaştıramadılar. Baskılı gözükmelerinin tek sebebi şişirilen topları toplamalarıydı, iyi pas yapmaları değildi.

Volkan'ın pozisyonunu başından sonuna kadar dikkatle takip ettim. Volkan göğsüne çok sert darbeyi alınca can havliyle adamı itekledi, buna tekme attı demek ağır olur. Ardındna hemen hakeme döndüm "Gördü mü?" diye. Bünyamin Gezer'in olayı gördüğünü ve sarı kart vereceğini düşünürken acıdan kıvranan Volkan'a kırmızıyı daha olay yerien gelmeden çıkarttı. 10 kişi kaldıktan sonra Kayserispor daha da baskılı gözüktü. İki kere etkili pozisyon yakaladılar. Birinde Gökhan Gönül, diğerinde Lugano olağanüstü hamlelerle olası gol vuruşlarını engellediler. Maçın ikinci yarısı boyunca "Rahat olun gol yemeyeceğiz" söylemlerin yerini buldu ve kaleye isabet eden şutları olmadı.

Lugano yine inanılmaz performanslarından birini sergiledi. Bir kez daha kendine hayran bıraktı beni. Giderayak damağımızda güzel tadlar bırakmaya devam ediyor. Bundan seneler sonra "Bir Lugano vardı ki..." diye başlayan söylemleri sıklıkla duyacağız. Yine de bir umut, belki gitmez. İnşallah gitmez.

Maç sonunda "Staddan çıkmayın, biraz taşşak geçelim" çağrılarımıza 1-2 Galatasaray formalı dışında kulak vermeyen Kayserilileri zeki ilan ediyorum. Galatasaray formalılara da Allah akıl ihsan eylesin diyorum. Bol bol eğlendirdiler sağolsunlar bizi :)


Staddan yaklaşık maç bitiminden 1 saat sonra çıktık. Yine konvoy halinde stadı terk edip polis eskortunda ilerlerken yan taraftaki bir parkten 5-6 tane çocuk taş salladılar. Bir tanesininki bize doğru geliyor sanmıştım ama arkadaki CK'nın minibüse geldiğini anladık biraz ilerledikten sonra. Çift camın dıştaki tarafı kırılmıştı. Kayseri polisinin acizliği görülmeye değerdi!.. Bu tatsız olay dışında temiz bir deplasman oldu diyebiliriz.Neredeyse tamamını uyuyarak geçirdiğimiz dönüşle saat 7:30 gibi Kadıköy'e ulaştık.


Kayseri deplasmanından diğer fotoğraflar:





Kadir Has Şehir Stadı Fotoğrafları:









04 Mart 2009

Fenerbahçe - Sivasspor 4-2 / 3-1


Galatasaray'ın 3 kere yenemediği, 3 puanı bırakıp kupadan elendiği Sivasspor'u ikidir çok iyi oyunla deviriyoruz. Takımdaki kazanma azminde sezonun önceki maçlarına göre (derbi maçları hariç) gözle görülür bir artış var. Zaten bu azmi görebilmek sadece Alex'e bakmakla mümkün olabiliyor. Herkesten ve herşeyden çok, 'O' istediğinde oluyor bir şeyler, oluyor iyi futbol. Gol sevincini yaşamak yerine topu alıp santraya koşmaya başlıyor, Milli Takım'ın Avusturya'da defalarca ortaya koyduğu inancı hatırlatırcasına. Şampiyon olabilmeye yetecek mi bu inanç ve azim? Bence hayır. Kupayı almaya yetecek mi bu futbol? Evet bu mümkün bence ama bu kupayı zaten önemsemiyorum. Tek isteğim bu ligde 2. olabilmek ve Şampiyonlar Ligi'ni kovalayabilmek...


Fenerbahçe 3-1 Sivasspor maçı sonrası Metrobüs rezaletinin birkaç dakika öncesinden bir video:

video

Metrobüs REZALETİ !!! Metrobüs çöktü...

Maça metrobüs sevinciyle gittik, aynı rahatlıkla geri döneceğimizi düşünürken büyük bir gerizekalılıkla karşılaştık. Ne yazık ki zeki İETT görevlileri maç bitimi için Avcılar-Zincirlikuyu hattında çalışan arabalardan takviye yapmamışlar. Binlerce insan kamyona hayvan depolanır gibi 10 dakika beklenen metrobüslere tıkıştırıldı. Maç bittiğinde oraya yığılacak insan adedini düşünebilmekten aciz olunabilir mi? Evet Türkiye'de bu mümkün.

Otobüs tıklım tıklım dolu, arada duruyor, biraz ilerliyor tekrar duruyor. En sonunda Acıbadem durağına yakın metrobüs tamamen çöktü. Bozulan metrobüsten inenler yolu doldurdu ve arkadan gelecek boş metrobüsleri kollamaya başladılar. Bir rezaleti daha böylece yaşamış olduk. Teşekkürler İETT...

26 Şubat 2009

Galatasaray 4-3 Bordeaux | Gol Videoları

video
İlk Yarıdaki gollerin videosu
13. saniye: Bellion 0-1
43. dakika: Arda Turan 1-1
45. dakika: Harry Kewell 1-2

İndirmek için:

http://rapidshare.com/files/202966462/Galatasaray_4-3_Bordeaux_UEFA_Kupasi_ilk_yari_golleri.wmv

video
Arda Turan'ın 2. golünün videosu
65. dakika: Arda Turan 3-1

İndirmek için:
http://rapidshare.com/files/202967831/Galatasaray_4-3_Bordeaux_UEFA_Kupasi_Arda_Turan_3-1.wmv


video
Maçın son dakikaları, maç sonrası ve Sabri'nin turu getiren golünün videosu
74. dakika: Cavenaghi 3-2
76. dakika: Chamakh 3-3
88. dakika: Sabri Sarıoğlu 4-3

İndirmek için:
http://rapidshare.com/files/202976056/Galatasaray_4-3_Bordeaux_UEFA_Kupasi_Sabri_Sar__305_oglu_4-3_son_dakikalar.wmv

25 Şubat 2009

Skib Bıraktı


"Skib Bıraktı" manşetini gerçekte atmasa da Fotomaç, atsaydı şaşırmazdım...

22 Şubat 2009

Taner Gülleri | Galatasaray 2-5 Kocaelispor


1,5 ay önce transfer döneminde bir anket açmıştım. Sonuçları hala kenarda durmakta. En az oyu alan iki oyuncudan biri Taner Gülleri bugün Galatasaray'a kendi sahasında 4 gol yazdı ve yerle bir etti. Ankette 84 oyun sadece 6'sını almıştı. Ben dahil 78 kişi ciddi bir haksızlık yapmışız galiba. Son vuruşlarının çok iyi olduğunun bilincindeydim ama İstanbul'da 4 gol birden atması büyük olay. Özellikle Baros'un atamadığı penaltı sonrasında takımın 4 kendisinin 3. golü büyük bir golcü hüneriydi. Topu sürerkenki süratini karşısındaki defansa göre ayarlayıp doğru anda hızlanıp köşeye bırakması buram buram kalite kokuyor.

Baros'un sahtekarlığı üzerine Bordeaux maçını yorumlayışımın ardından bu maçta da irpnik bir elle oynamaya imza attı Baros. Penaltıyı gole çevirebilse beraberliği sağlayacakken Galatasaray, dönen topu Taner Gülleri gol yaptı ve fark 2 oldu. Ardından farkı 1'e indirmek adına içeriye şişirilen topu yüne çaresizce Bordeaux maçındakine benzer bir şekilde iki eliyle önüne alışı manidardı. Tekrar ediyorum; Baros'u izlemeye devam...

Sivasspor 0 puan
Denizlispor 3 puan
Kayserispor 1 puan
Antalyaspor 0 puan
Kocaelispor 0 puan

Alınabilecek 15 puan, alınan 4 puan. Ciddi bir skandaldır bu. Fenerbahçe'den bile kötü bir durumda Galatasaray. Fenerbahçe'de de olduğu gibi bazı kellelerin alınması mutlaka gerek.


Galatasaray 2-5 Kocaelispor

15' Mehmet Topal 1-0
24' Taner Gülleri 1-1
35' Murat Hacıoğlu 1-2
63' Taner Gülleri 1-3
73' Casio Lincoln 2-3
88' Taner Gülleri 2-4
90' Taner Gülleri 2-5

Yunus Yıldırım #1

Maç: Gençlerbirliği 1-0 Fenerbahçe

Hakemler: Yunus Yıldırım, Adil Sinem, Volkan Narinç


Kritik kararlar:

YOK

Gençlerbirliği 1-0 Fenerbahçe

Daha önce de belirttiğim üzere hala gitmesi gerekenler var görüşümü sürdürüyorum. Sadece Aragones değil, futbolculardan da gitmesi gerekenler var. Artık Alex dışında sahada koşmayan bir adamı dahi kaldırabilecek bir futbol yok. Geçen sene Avrupa'da gelen başarı koşmayan takıma göre kurulmuş pasa dayalı, sürekli oyunu sete dönüştürerek az hücum yemek üzerine kurulu oyun sistemiydi. Yine çok gol yememize rağmen, özellikle bireysel parlayışların getirisiyle başarı gelmişti bazı istisna maçlar dışında. Ama şu anda böyle bir durum söz konusu değil. Koşmazsan kazanamıyorsun. Bu sene defalarca gördük bunu. Sezonun sonuna kadar da bu şekilde gidecek gibi. Biraz daha kadroda iyileşme istiyorsak, Uğur'la, Deivid'le fazla vakit kaybetmeden, Gökhan Emreciksin'i, Gürhan'ı takıma monte etmek gerek. Fenerbahçe kariyerinde bazı maçlarda kötğ oynayıp arada yaptığı birkaç asist ve oynadığı iki Avrupa maçı dışında takıma ne verdiği tartışılır Uğur'la buraya kadar. Deivid geçen sezon altın sezonunu yaşadı. Bize büyük mutluluklar yaşattı ama defansif oyunda olmadığı ve takımda Alex olduğu için ona da teşekkür edip önümüze bakmamız gerekir. Geldiğinden beri verdiği bir hiç olan Burak Yılmaz ve özellikle Ali Bilgin'le de yollar ayrılmalı. Yetersiz isimler Josico, Maldonado ve Yasin Çakmak da gönderilip Fenerbahçe'ye yakışır istikrarlı oyuncular alınmalı.Vederson sol bek için iyi bir alternatif ama sadece bu kadar, alternatif olmanın ötesine gidemedi bir türlü. Liste yyapacak olursak:
Gökçek Vederson
Yasin Çakmak
Josico
Maldonado
Ali Bilgin
Burak Yılmaz
Uğur Boral
Deivid

Luis Aragones

21 Şubat 2009

Ibrahima Bangoura | Trabzonspor 0-2 Denizlispor


Ligin şampiyonluk hattıyla kümeden düşme hattının maçında kontra atak futboluyla kazanan Denizlispor oldu. Maçtaki ilk önemli atağı Trabzonspor Tayfun ile yakaladı. Araya bırakılan topta Tayfun bomboş pozisyonda kaleciyle karşı karşıyayken vurdu, top üstten auta çıktı. Bu pozisyonda İsaac paralel pas vermedi diye uzun süre tepki koydu ama zaten ofsayttaydı. Bu pozisyondan sonra "atamayana atarlar" kuralı işleme kondu. Yattara'nın milli takımdan mevkidaşı Bangoura'nın sağdan yaptığı sert ortasına bir diğer yeni transfer Angelov Song'un üzerinden kafayı vurdu ve 1-0 öne geçirdi Denizli'yi. Aynı ikili bu kez rolleri değişerek ikinci yarıda ortaya çıktı. Yine bir kontrayla golü buldular. Duran top sonrası topu kazanıp sol kanatta bekleyen Angelov'a uzun oynadılar. Angelov yarı sahayı topla birlikte geçtikten sonra ceza sahasına giren Bangoura'yı gördü. Bangoura önce kaleci Silva'nın üzerinden aşırdı topu, ardından topuğuyla boş kaleye 2. golü yaptı.

Maçta tam olarak saymadım ama 7-8 kere ofsayta düşen Isaac kinayeli bir takdiri haketti.

Maçın yıldızı Bangoura'ydı. 300.000 avroya böylesine transfer yapabilmek takdir edilesi. Fransa 2. Ligi takımlarından Troyes'ten geldi. Yattara ile dönüşümlü oynuyorlar Gine Milli Takımı'nda. Atletik özellikleriyle dikkati çekiyor. Kısa mesafede çok çabuk hızlanabiliyor. Ayaklarına Yattara kadar olmasa da ortalamanın üstünde bir hakimiyeti ve göze hoş gelen bir stili var. Ortalarının ise Yattara'dan etkili olduğunu söyleyebilirim. Fiyat/Performans kıyasına göre 5 yıldızlı bir transfer olmuş.

Denizlispor bu sezon küme düşmeyecek diyebiliriz yeni transferleriyle. Angelov ve Bagoura bu takımı o hattan kurtarır gibi gözüküyor.

Trabzonspor ise şampiyonluk yolunda kağıt üzerinde 3 puan yazdığı maçlardan birini kaybetti. Ama her takım için olduğu gibi Trabzonspor için de çok fazla tesiri olmaz bu mağlubiyetin zira puan kayıpları bu sezon rekor düzeylerde. Herkesin herkesi yenebildiği bu ligde belki de en az puanla şampiyon olma rekoru da kırılacak. Fenerbahçe, Galatasaray kazanır, Sivasspor kaybederse seyreyleyin cümbüşü.

2010 Dünya Kupası biletleri satışta

FIFA'dan gelen açıklamaya göre; biletler için ilk 5 saatte 600.000 başvuru oldu. Dakikada 200 başvuru demek bu. Almanya'da yapılan 2006 Dünya Kupası için toplam 20 milyon kişi başvuru yapmıştı. Bu rakam şimdiden aşılacak gibi gözüküyor.

Kupada 64 maç ve yaklaşık 3 milyon bilet var. Bu biletlerin 700.000 adedi Afrika için ayrılmış durumda. Güney Afrika'da ortalama maç bileti fiyatları 1.50$ ile 2.50$ arasındayken 2010 Dünya Kupası biletlerinin en ucuzu 20$. En pahalı biletler ise 900$.

FIFA başkanı Sepp Blatter stadyumların turnuvaya yetişip yetişmeyeceği konusundaki şüpheler üzerine "Herhangi bir B planına gerek yok" yanıtını veriyor. Fiziki olarak stadyumlar belki bitmiş olacak ama organizasyonu iyi yapabilecekler mi büyük merak konusu.

Teknosa Türkiye Kupası'nda da kura saçmalığı


Fortis Türkiye Kupası'ndaki anlamsız kura sistemi; gruplarda kim birinci, kim ikinci önemsenmeden ve hangi takımın hangi gruptan geldiğine bakılmadan çekilen kuralardan sonra bu zihniyet basketbola da yansımış gözüküyor. İzmir'de oynanan Teknosa Türkiye Kupası 8'li finalde ilk maçları galibiyetle tamamlayan 4 takım için tekrar kura çekildi. Bu kuralar sonucunda GS Cafe Crown - Erdemirspor ve Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen eşleşmeleri gerçekleşti. Bu saçma kura sistemiyle birlikte Galatasaray maç yapmadan finale kalacakken Fenerbahçe veya Efes'ten kim finale kalırsa ilk iki günde yıpranmış bir şekilde finale kalmış olacak. Belirsizlik yaratmaya çalışıp heyecanının yükseleceğini umarak ciddi bir biçimde saçmalıyor organizatörler.

Teknosa Türkiye Kupası Yarı Final
15:00 Erdemirspor - Galatasaray Cafe Crown
17:15 Efes Pilsen - Fenerbahçe Ülker

Yayın: NTVSpor

19 Şubat 2009

Baros'un elleri | Galatasaray 0-0 Bordeaux


Türkiye'de de çok kez gördüm karambol pozisyonlarda topu eliyle önüne alışlarını ama bu kez çok pahalıya patlayabilir Galatasaray'a bu sahtekarlık. Şişirilen topu elleriyle değil de göğüsüyle kontrol etme yolunu seçse kaleci kontrolsüz geldiği için hakem muhtemelen penaltı verecek ve muhtemelen tur için Galatasaray İstanbul'a çok avantajlı dönecekti. Şimdi yiyecekleri her gol sayısının bir fazlasını atmak zorundalar. Baros'u izlemeye devam !..

18 Şubat 2009

Adam yerine koyulan Sivasspor


O kadar önemsemiyorum ki, Fortis Türkiye Kupası yarı final kuralarının çekileceğini unutmuşum. Bir sitede Sivasspor Basın Sözcüsü Fikret Ünsal'ı elinde kupayla görünce uyandım. Fenerbahçe'yi çekmiş Sivasspor. 2 sezondur ligin ilk yarısını lider tamamlamış bir takım olmasına rağmen derbi maçlarında sükse yaratamaması Sivasspor'a karşı hafifi küçümser bakışı haklı kılıyordu bu zamana kadar. Ama Türkiye Kupası çeyrek finalindeki Galatasaray eşleşmesi bu bakışı tümüyle değiştirdi. Lig maçıyla da birlikte 3 maçta Sivasspor'un Galatasaray'a yenilmemesi, ligde 3 puanı alıp kupadan elemesi, Sivasspor maçlarını daha anlamlı kılmaya başladı. Bazen stada giderken hangi takımla oynadığını bile unuttuğum olur. Derbi maçlarına giderkenki beyin fırtınaları kopmaz, o heyecan ve o merak her zaman olmaz. Sivasspor maçları da bu anlamda benim açımdan artık, bu takımın başarı istikrarı ve büyük takımlara karşı başarısıyla heyecan verici maçlar arasına girdi. Sezon başında "Kupadaki kuralarda derbi çıksın da kombineler değer kazansın" diyordum, şimdi Sivasspor'un çıkmasına hayıflanmıyorum. Sivasspor'u yenebilmek bir anlam kazandı artık.

Tütkiye Kupası Yarı Final Kuraları:
4 Mart - 22 Nisan
Fenerbahçe - Sivasspor
Ankaraspor - Beşiktaş

Nostalji Rüzgarı #2 | Mecnun Çolak


Mecnun Çolak (1993-1995): Fenerbahçe'de 1993-1994 sezonunda Sarıyer'den transfer edilerek 29 kez forma giydi ve Bülent Uygur'un 22 golle gol kralı olduğu sezonda ligde toplam 14 gol kaydetti. O sezon Fenerbahçe Galatasaray'ın 1 puan gerisinde 69 puanla ligi 2. sırada tamamladı. Kritik maçlarda attığı şık gollerle hafızalarda yer etti. Topu yere indirmeden kafasıyla iki kere sektirdikten sonra Beşiktaş'a attığı gol en unutulmaz gollerindendi. Daha sonra borsada manipülasyon yapmak suçundan tutuklandı. Davasından tahliye kararı çıktı.


video
7 Mayıs 1994 Fenerbahçe 2-1 Beşiktaş


video
6 Ağustos 1994 (TSYD Kupası) Beşiktaş 3-1 Fenerbahçe*


*yanılıyorsam düzeltin

17 Şubat 2009

Musa Çözen'in sevdiği görüntüler...

Musa Çözen'in sevdiği görüntüler...
Bize yaşattığınız duygular için teşekkürler Servet, teşekkürler Beckham.

16 Şubat 2009

ÇağrışımSpor #2



15 Şubat 2009

Anıtkabir Fotoğrafları

Geçen hafta Ankara'daydım. Ankara'dan bazı kareleri paylaşmak istedim...