13 Aralık 2008

"İstersek paragraf da yazarız" :)

Çok ilginç taraftar çalışmaları gördüm de daha önce paragraf yazma girişimine rastlamamıştım :)

3 satır 6 kelime 39 harf. Ama 40 harf olması gerekir. Bu da ayrı bir gülünç. Trabzon'un o'su nereye kaybolmuş acaba? Su almaya mı, ihtiyaç gidermeye mi gitmiş acaba? Veya evde mi unutulmuş "o" :)



sürgün dedi ki...

o şimdi asker esprisi yapmış olabilirler.

:)


İronik Ofsaytlar | Sivasspor Lider | Bursaspor 2-1 Trabzonspor


Bursaspor "Yönetim istifa", "S..... ol git Güvenç" sesleri altında 1-1'e gelen maçı oyuna sonradan giren Sercan'ın ligde attığı 7. golle Lig lideri Trabzonspor'u yenmesini bildi. Baskılı ve tek kale oynayan Trabzonspor'du. Güvenç Kurtar'ın "İleri çıkın" diye kendini yırtmasına rağmen degajlardan sonra bile zaman zaman rakip yarı sahada tek Bursaspor'lu Gökhan mücadele ediyordu. İkinci bir oyuncuya rastlamak mümkün değildi. Ne var ki istifa çağrılılarında bulunulan Günenç Kurtar son anda 18'e giren Sercan'ı oyuna aldı. Gökhan Güleç "sağa bak sola at" pasını araya müthiş bıraktı. Sercan da soğukkanlı bir plaseyle "sus" işaretini yapmaya hak kazandı:) Ama bu güzelliklerin yanında bir de gerçek vardı ki nerden baksan bir yarım metre ofsayttı pozisyon. Ofsayta girip çıktığı için yardımcı pozisyonu okuyamadı. Ardından kadere bakın ki 90+2'de Umut bir gol attı ama ofsayt kamerasından görüldü ki sadece kafa farkıyla ofsayt. 2 dakika içinde 2 gol oldu. Biri sayıldı, diperi iptal edildi. Olan Trabzonspor'un 1 puanına oldu.

İstifa sesleri 1-1 olduktan sonra yükselince içimden "Şimdi Bursa bir gol atsa hepsi susar" diyordum ama beni yanılttılar. Gol sevinci biter bitmez "Güvenç istifa" devam etti. Lig sıralamasında üst bölümde yer alan Bursaspor'un taraftarının tabelaya göre taraftarlık yapmadığı da ispatlanmış oldu bir nevi.

Trabzonspor'un 3 puan kaybetmesiyle Makas tamamen kapandı. Sivasspor ligin ilk yarısı biterken liderliğe yükseldi. puanlar 31-31-30 ve maç eksiği olan takımların 26-26-25 puanlarıyla sürüyor. Haftaya Galatasaray-Beşiktaş maçından çıkacak bir beraberlik Sivasspor ve Trabzonspor'u şampiyonluk yolunda daha iddialı yaparak hırslandıracaktır. 3 Büyük takım taraftarın "Biz olmuyorsak bari Anadolu'dan bir takım olsun" isteği bu sene gerçekleşebilir.

Raul: "Ben olsam ödülü Messi'ye verirdim"


France Footbal dergisinin verdiği Ballon d'Or ödülünü 2 hafta önce Cristiano Ranaldo 446 puanla kazanmıştı. İkinci sırada ise 281 puanla Messi vardı. El Clasico'ya saatler kala rakipler birbirleri hakkında konuşmaya devam ediyor. Real Madrid'in kaptanı Raul bir röportajında "Ronaldo ve Messi açık ara favoriydiler. Bence ikisi de eşit derecede dünyanın en iyileriler" ifadesinde bulunmuş. Kendisine ikisinden birini seçmek zorunda olsan hangisini seçerdin sorusu yöneltilince de "Eğer birini seçmek zorunda olsam, bu sefer öteki diyecek ki... (gülüşmeler) Gerçekten ikisi de çok iyiler. Eğer sakatlıklardan kendini koruyabilirse Messi inanılmaz bir oyuncu. Bir maçında onu izledim. Topu sürerken tam süratini kullanabiliyordu. Topu sürerken kaç kere topa dokundu bilemiyorum, belki beş veya altı kere. Sanki top ayağına yapışmış gibi. Bu inanılmaz!" diyerek Messi'yi göklere çıkartırken sonunda kararını açıklıyor "Tabi ki, Ronaldo'nun da farklı meziyetleri var ama ben Messi'yi seçerdim"...

El Clasico'da Messi'nin, Raul'ün sözlerindeki mükemmeliyeti sahaya yansıtmasını tüm futbol severler bekliyor olacak...

12 Aralık 2008

Baros'un sarıları nerede? | Gençlerbirliği 1-3 Galatasaray


Baros, Lincoln ve Arda... Rıdvan'ın da deyişiyle 3 halısaha oyuncusu. İlk yarıda çok iyi ikili bazen üçlü oyunlarla tek paslarla cezasahasına girip birer de gol atıp maçı geriye düşmelerine rağmen almayı bildiler. İlk yarıda karşılıklı pozisyonlardan ilk golü Gençler buldu maçın yıldızı Burhan Eşer ile. Ama savunmada adam takibinde ciddi problemler yaşadığı için kalesinde peşpeşe golleri görmekten kurtulamadı. Öne geçmesine rağmen geriye yaslanmaması takdir edilesi ve ezberbozucuydu ama böylesine defansif hatalar sonrasında bir anlamı kalmadı. Rakibini rahatsız etmesi gerekirken göbekteki iki siyahi gölge presinin ötesine geçemedi.

İkinci yarı ise tamamen tek kale şeklinde geçti. Özellikle Burhan Eşer yıldızlaştı. Yapmadığı iş kalmadı diğer golü bulmak dışında. Korner kullandı, top sürdü, adam eksiltti, verkaçlara girdi, aralara kaçtı, tehlikeli bölgelerde faul aldı, şut çekti... Ama bir türlü golü bulamadı. 83. dakikaya kadar Galatasaray 5 pası bir arada göremedi. Ama golü yemedi ve maçı aldı...

Yapay çimden olsa gerek tüm oyuncular sürekli ayakta mücadele ediyorlar. Çim sahada oynanan maçlarda sıkça gördüğümüz defans oyuncularının kayarak topu alma hamlelerini yapay çimde göremiyoruz. Bunun nedeni yapay çimde kaydığınız zaman derinize zarar vermesi. Durum böyle olunca da teknik futbolcular için büyük bir fırsat oluyor. Daha rahat paslaşıp, rakip rahatsız edemediği için rahat şut imkanı buluyorlar. Galatasaray bunun da avantajını kullandı bu maçta çokça.

Gelelim Baros'un spor ahlakına. Bu maçta kendini yere attı açık açık kart yok. Net bir şekilde kasten eliyle topu önüne alıyor kart yok. Burhan kendini atıyor hemen sarıyı çıkartmayı biliyorsun. Bu tutarsızlık Beşiktaş maçında Baros'un performansına göre muhtemelen tekrar gündeme gelecektir. Bu maçta Baros'un yaptıkları ne ilk ne de son olacak. Daha önceki haftalarda defalarca kendini yere atıp haksız penaltı peşinde koştu. Defalarca eliyle kasten oynayarak emek hırsızlığına yeltendi. Türk futbol tarihi Arif Erdem dışında Baros gibisini görmedi...

Juande Ramos: "Açık bir favori yok" | El Clasico'ya doğru...

Cumartesi gecesi TSİ 23.00'te başlayacak olan dev karşılaşma için heyecan yükselirken Real Madrid'in çiçeği burnunda teknik direktörü takımın üzerindeki stresi atma çalışmalarına çoktan başladı. Görevine son verilen Schuster'in Barcelona'dan korkan tarzdaki açıklamalarından sonra Juande Ramos ise El Clasico için "Bu tip maçların açık bir favorisi olmaz" açıklaması yaptı. "Takım iyi durumda ve kendine güveniyor, bu da bizim kazanmamızı sağlayabilir. Futbolcular çok arzulu" ifadesinde bulundu.

Basın toplantısında "Barca karşısında 5 savunmayla çıkmayacağız. Yine 4'lü savunmayla oynayacağız ama sadece ben ve oyuncularım nasıl oynayacağımızı biliyor" diyerek taktiği hakkında üstü kapalı konuştu. Korkak bir oyun oynamayacaklarının da sinyallerini verdi.

Barcelona'nın Guardiola yöneteminde oynadığı futbolu yüceltirken "Hiçbir takım yenilmez değil. Barcelona mükemmel oynuyor, tüm hatları çok iyi çalışıyor ama kazanmak için oynayacağız" açıklamasını yaptı Ramos.

Maç Cumartesi gecesi saat 23.00'te NTV'den naklen yayınlanacak. Herkes ekran başında bir kez daha El Clasico'ya tanıklık edecek. Yine büyük bir maç olacak. Çoğu kişinin beklediği Ahmet Çakar'ın deyişiyle "tecavüz" olur mu olmaz mı yarın belli olacak...

Paolo Maldini "Bir yıl daha mı? Göreceğiz"

AC Milan'ın 39 yaşındaki emektarı Paolo Maldini futbolu bırakma kararını erteleyecek gibi gözüküyor. Maldini, 24 yıldır formasını giydiği AC Milan ile 25. yılda devam edebileceğinin sinyallerini verdi. "Cuore de Drago"(Ejderhanın kalbi) lakaplı oyuncu Sky televizyonundaki bir programda "Şu andaki atmosfer beni bir yıl daha oynamak için zorluyor. Bundan 3 ay önce işler daha kötüydü ama şimdi durum daha iyi. Bu sporu seviyorum. Berlusconi ve Galliani de beni bir yıl daha oynamam için zorluyorlar. Henüz başkanla bu konuyu görüşmedik ama gazetelerden okudum. Hep beraber göreceğiz".

3 numaralı forması çoktan müzeye kaldırıldı. Oynarken efsaneleşmek de bu olsa gerek. Tam anlamıyla bir "istikrar abidesi". 700'den fazla kez Milan formasını giydi. 1 Dünya Kupası, 4 Şampiyonlar Ligi, 4 Süper Kupa kaldırırken ligde de 7 kez şampiyonluk gördü. Efsaneyi 1 yıl daha izleyebilecek miyiz, " göreceğiz"...

2009 UEFA Finali Biletleri Satışta


2005 yılında Şampiyonlar Ligi finali, şimdi de 2009 UEFA Kupası finali. Sıradaki arzulanan organizasyon ise 2016 Avrupa Şampiyonası. Defalarca yaşadığımız Olimpiyat Oyunları hüsranlarından sonra büyük bir futbol organizasyonu için bu kez küçük adımlarla ve daha planlı gidiyoruz sanırım...

Kadıköy Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nda oynanacak olan finalin biletleri satışa çıktı. Telsim ve Migros tribünleri alt katları finalist takımlara ayrılacak her finalde olduğu gibi. Kale arkası üst tribünlerinden ucuz bilet alma şansı yok ama. Bilet fiyatları 75 Euro'dan başlıyor. Bugünkü kurla yaklaşık 150ytl. Diğer bilet seçenekleri ise 100 Euro ve 130 Euro. 100 Euro'luk biletler cezasahası hizası biletler. 130 Euro'luk biletler de iki cezasahası arası için. "Dünyaya bir kere geliyoruz" diyerek arkadaşımla birlikte 2 adet 130'luk bilet için formu gönderdik. Bu paraya acımadık belki ama aşağıda belirtilen Kurye ve Sipariş Bedeli 15 Euro evlat acısı gibi geldi. Hadi kuryeyi anladık da sipariş bedeli nedir? Ayrıca kurye bedeli nasıl olur da 30 ytl olabilir?!
Bilet alabilmek için önce https://www.tffbilet.org/tff/basvuru.htm adresine girip başvururu formunu doldurmanız gerekiyor. Daha sonra size doldurulan formun maili gelecek ve aynı zamanda internet tarayıcınızda da görünecek. Yazdırırken mail'inizden değil de internet tarayınız üzerinden yazdırın tek sayfa halinde çıkması için. Onu imzalayıp 0212 276 33 27 numaralı telefona 23 Ocak 2009 tarihine kadar fakslamanız gerekiyor.

Türkiye'den maçı izlemek isteyen taraftarlar için toplam 6000 bilet ayrılmış. Eğer 6000'den fazla talep olursa kura çekilecek. Şanslı olanlar alacak artık. Stadın kapasitesi 50509 olmasına rağmen sanıyorum büyük bir kısım sponsorlara ayrılmış. 50509 oturma kapasiteli bir stadda 6000 bilet bana az geldi. Hepimize bol şans...

11 Aralık 2008

Dinamo Kiev 1-0 Fenerbahçe | Herkes işin dalgasında !!!


Şampiyonlar Ligi'nde evimizdeki tüm maçları kazanarak ve çeyrek final oynayarak zirve yaptığımız bir sezondan sonra yönetimin yanlış transfer politikaları yüzünden futbolumuz geriye gidiyor, berbat, kişiliksiz, üretemeyen bir futbola dönüşüyor. Şampiyonlar Ligi'nde 6 maçta galibiyet alınamıyor. 2. kupaya katılma şansı da yine pozisyona gitrmeden 1-0 yenildiğimiz Dinamo Kiev maçıyla son buluyor. Resmi sitemiz her maç sonunda olduğu gibi maçın görüntülerini veriyor ve ilk fotoğraf maçtan önce Kiev esprileriyle herkesi kırıp geçiren Cem Yılmaz'ın tribünden komik bir görüntüsü. Bu ne ciddiyetsizlik anlayabilmek mümkün değil. Ağlanacak hallerine gülmeği yeğeliyorlar sanıyorum...

Maç hakkında yazılacak açıkçası hiçbir şey yok. Bu kadronun pozisyona girmesi diğer maçlarda da görüldüğü gibi mucizelere bağlı. 2 önlibero aşkı mıdır nedir, bilemediğimiz bir saplantı da var Aragones'de. Selçuk'u alıp yerine Maldonado'yu koymak insana televizyonu kapattırır. Maldonado oyuna girdikten sonra takıma hücum zenginliği katabileceğini iddia eden biri var mıdır acaba? Bazı takımlar 3 büyüklere karşı oynadığı maçlarda 1-0 yenik duruma da düşseler 10 kişi savunma yapmaya devam eder, içeri gömülürlerdi. Sebebi fark yememekti. Aragones'in de yaptığı bu mu acaba? Ne yaptığını bilmiyor, ne yapmak istediğini de kimse bilmiyor anlayamıyor.

"Takımı pas yapan takım haline getireceğim" diyor. Pas yapan takımı bozduğunun farkına varamıyor herhalde. Geçen sezon atakları seri ve bol paslarla olgunlaştıran Fenerbahçe bu sezon maçlarda ya bir defa ya da hiçbir defa bunu yapabiliyor. Kiev maçının 22. dakikasındaki paslaşmalar dışında bu oyuna rastlayamadık. Olan bir şeyi yok edip, yok ettiği şeyi İspanya ulusal takımında 4 sene oturttuğuyla övünmesi! Ve açık açık bu süreyi Fenerbahçe'den istemesi...

Aziz Yıldırım takımın en istikrarlısını Mehmet Aurelio'nun gitmesine sebep oluyor parada anlaşamayarak. Sonrasında bu olay kendisine sorulduğunda "Bir oyuncunun bonservis bedeli almadan takımdan gitmesi zarar olarak görülmez" diyebiliyor. Ama yerini doldurmak için Senna transferi düşünüldüğünde yüksek maliyetten vazgeçmesini biliyor. Peki Aurelio Betis'e giderken bonservis bedeli alınsa ve bu para Senna transferinin bir kısmını karşılasa Senna transferi pekala mümkün olmaz mıydı?..

Resmi sitesinden Aragones'ine, Aragones'inden Aziz Yıldırım'ına herkes bu taraftarla açık açık dalga geçiyor, biz de izlemeye devam ediyoruz numaralı koltuklarımızdan ve "ekranlarımızın başından"...

10 Aralık 2008

Futbolda Renkler

Bilim adamlarının yıllardır araştırmalarına göre renklerin insanlar üzerinde ciddi psikolojik etkileri var. Bir konuda renk seçimi yapılacakken artık çoğu kişi veya kurum renk seçimini keyfiyete değil bilimselliğe dayandırmak istiyor. Örneğin restoranlar duvarlarını boyarken iştah açıcı olduklarını inandıkları kırmızıya boyayıp logolarını da kırmızı renklerle oluştururken, bankalar da büyüklüğü çağırıştıran mavi rengi logolarında kullanırlar. Futbolda da durum çok farklı değil. Bu örneklerden en günceli de Nike'ın çıkarttığı yeni pembe rengiyle Mercurial Vapor Rosa. Nike'ın "Better be quick" sloganıyla tanıttığı bu ayakkabılar hafifiliğe dikkat çekerken, asıl dikkati rengiyle üzerine topladı. Pembe Panter lakabıyla reklam filmi çektikleri Frank Ribery dışında bu ayakkabıyı giyenler: Amauri (Juventus), Materazzi (Inter), Bendtner (Arsenal), Arshavin (Zenit),Ben Arfa (Marsilya) , Mohd Zaquan (Negeri Sembilan) ve Baros (Galatasaray). Kariyeri boyunca bir sezonda iki haneli gol sayısını görmemiş Baros'un pembe kramponlarıyla son 3 maçta 7 gol atması düşündürücü. Hacettepe ve Ankaragücü maçlarında hat-trick yapan ve Berlin deplasmanında da penaltıdan golü kaydeden Baros bu başarısını biraz da pembe kramponlarına mı borçlu?

Pembe rengi incelik rengidir, ince ve kadınsı duyguları çağırıştırır. Bu nedenle erkekler tarafından benimsenmeyen bir renktir. Pembe kramponlarıyla sahaya çıkan Baros ve diğerleri rakip defanslar üzerinde acaba istem dışı olarak az önlem almayı mı doğuruyor? Artık her şeyin bilimsel dille anlatıldığı günümüzde bu düşünce çok da uçuk kaçmıyor olsa gerek.


Yine renklerin rakip oyuncular etkisi son Şampiyonlar Ligi finali Manchester United - Chelsea maçı öncesi Cech'in açıklamalarıyla gündeme geldi. Cech'in maçtan önce yaptığı açıklamada bu maçta turuncu kaleci kazağı giymek istediğini çünkü bilimsel çalışmalara göre turuncu renginin rakip oyuncuların dikkatini çektiğini ifade etti. Turuncu kazağıyla, atılan şutlar için kendisinin hedef olacağını ve topların daha çok üzerine geleceğini söyledi. Biri turuncu diğeri de koyu gri olan kazaklardan hangisini giyeceğini kendisi belirleyemiyordu. Hangi kaleci kazağını giyeceği konusunda son söz maç günü hakemindi. Rakip Manchester United'ın turuncuya yakın bir renk olan kırmızı forma giyecek olması Cech'i önceden telaşlandırmıştı ama sonradan sorun olmadı ve maçta Cech turuncu kazağını giymişti. Penaltılarla kaybettiler, turuncu kazağı yardımcısı oldu mu olmadı mı tartışılır.

Turuncu demişken Galatasaray'ın yeni formasına da değinmek gerekir. Kadıköy'deki 4-1 yenildikleri maça kadar hep kazandıkları için uğurlu olduğuna inandıkları turuncu formada da bilimsellik var mıydı? Acaba takım içinde pas yüzdesini arttırıcı bir etki yapıyor muydu? Oyuncular pas atacağı adama bakarken kaybettiği zamandan turuncu formalar sayesinde kazanç sağlıyorlar mıydı?


Bir diğer bilimsel araştırmaya göre İngiltere'nin Durham ve Plymouth üniversitelerinden çıkan sonuç kırmızı rengi kullanan takımlar tarihin en başarılı takımları olurken sarı veya turuncu rengi kullanan takımlar da en başarısızları olmuş. Kırmızı rengi için "Kırmızı, doğada erkek saldırganlığı ve görüntüsü ile özdeşleştirilir. Erkeksi niteliklerin testosteron güdümlü bir işaretidir" yorumu yapılmış bilim adamlarınca. Bu konuda da bir tereddüt olsa gerek. Biri 57 yılın araştırması sonucu turuncunun başarısız çıkması, diğer yanda Cech'in açıklamaları...


15 Haziran 1923 Fenerbahçe - Galatasaray maç bileti
İd. Der. ve Sp.Al.Kupası, Taksim Stadı'nda oynanan bu maçta Galatasaray 1-0 yenik durumdayken 67.dakikada maçtan çekildi.

Bu kadar bilimsellikten sonra 20. yüzyılın başlarında kurulan takımlarımızın renk seçimlerinde bilimsellikten söz etmek tabi ki de söz konusu değil. Fenerbahçe ilk renkleri sarı-beyaz'ı seçerken papatya çiçeklerinden esinlenirken, sarı-lacivert'e dönüşü de olanaksızlıkların bir sonucu. Bunun, yaz sıcağında oynanacak maçlar için ince forma yaptırmak için kumaş bulunamadığı ve takımı kalın formalarla oynatmak istemeyen yöneticinin sarı-lacivert forma yaptırmasının sonucu olduğu söylenir. Yine benzer bir hikaye Galatasaray'da mevcut. Ali Sami Yen renk seçimini "Birçok yerleri dolaştıktan sonra, nihayet Bahçekapı'daki Şişman Yanko'nun dükkanına gidilerek orada zarif iki yünlü kumaşa tesadüf ettik. Biri, vişneye çalan koyuca tatlı bir kırmızı, öteki de, içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Tezgahtar, mahirane bir el hareketi ile kumaşların dalgalarını birleştirdi. Bir saka kuşunun başı ile kanadının yarattığı renk güzelliğine benzer bir parlaklık hasıl oldu. Ateşin içindeki renk oyunlarını görür gibi olmuştuk. Sarı-Kırmızı alevinin takımımız üstünde parıldamasını tasavvur ediyor ve bizi derhal galibiyetten galibiyete götüreceğini tahayyül ediyorduk. Nitekim de öyle oldu." şeklinde anlatmış. Tamamen tesadüfler üzerine aşık olduğumuz renkler... Bugün renklerine aşık olunan bu iki kulüp üzerinde bu renkler nasıl etkili olmuştur, neler götürüp neler kazandırmıştır? Kırmızı rengi Galatasaray'a gücü ve cesareti, lacivert de Fenerbahçe'ye asalet ve otoritelik mi katmıştır? Şöyle bir baktığınızda renklerin etkili olduğunu hissediyoruz sanki. Ama yine de bilim adamları bunu araştırsın da tesadüflerin ülkesinde biz de bilimselleşelim biraz...

7 Aralık 2008

Bu Nedenle KOCAMAN Aykut


15 Eylül 2007 tarihinde yine bir Beşiktaş maçıydı. 0-0 biten maçta son dakikada Beşiktaş golü bulmuş ama haksız biçimde iptal edilmişti. Maçtan sonra Aykut Kocaman şu açıklamayı yapmıştı "Beşiktaş, bu karşılaşma öncesi lig ikincisiydi ve 4 gol atmıştı. Biz de toplamda 4 gol attık ve lig sonuncusuyduk. Geçen 4 haftanın bizde yarattığı tahribat kolay gol yemekti. Beşiktaş karşısına skor beklentisiyle çıkmadık. Amacımız rakibe kolay pozisyon vermemekti ve bu düşünceyle oynadık. İkinci yarıya kadar kafamızdakileri sahaya iyi yansıttık. İkinci yarıda daha etkili ataklarla gol pozisyonlarına da girdik. Maçın genel ritmi beraberliği gerektiriyordu. Maç sonrasında tekrar izleme fırsatım oldu. Beşiktaş'ın golü temiz bir gole benziyor. Bu maçın tartışmalı bir şekilde bitmesinden üzgünüm"...


07 Aralık 2008 tarihinde yine bir Beşiktaş maçı. Bu kez 1-3 ile 3 puanı alan Aykut Kocaman yine serzenişlerini bildirdi "Mutluyuz. Fazla birşey söylemek istemiyorum. Lig TV olarak yayıncı kuruluş olduğunuz için saygımdan dolayı geldim. Hakemler hata yapabilir ama yürekli olsunlar. Ben oyuncularıma da diyorum hata yapın. Bugün kazandık ama nasıl kazandığımızı ben de bilmiyorum. Bu ortamda kazanmamız mucize. Kazanmakla kaybetmek ikiz kardeş. Kazanırken çok seviniyoruz. Şu an için sevinçliyiz. Kaybettiğimiz zaman da kaybetmiş olmayı becermeye çalışıyorum. Maçla ilgili fazla söylenecek bir şey yok. Galatasaray, Ankaraspor, Beşiktaş'ın galibiyetinden ziyade bu ortamı futbol oynanabilir hale getirmek istiyoruz"...


Yenildiği zaman veya puan kaybettiğinde her tarafı yakıp yıkan, ağzından köpükler saçarak konuşan, tehditeler savuran çok yönetici, çok teknik direktör biliyoruz, izliyoruz. Bir de Aykut Kocaman izliyoruz. Yense de eksik olan bir şey varsa efendi gibi ifade eden, çarpıklıkları düşmanca değil bir şeyleri düzeltmek isteyerek iyi niyetiyle ifade eden, centilmenliği ve futbolun güzelliğini ön plana alan Kocaman. İşte bu nedenle Kocman Aykut...

Dikkat Tello Vurabilir !!!


Artık geleneksel haline gelmeye başlayacak gibi gözüküyor Tello'nun yumrukları. Daha yeni 3 hafta önce Bursaspor maçında aynı şekilde elini yumruk haline getirip, kendince çaktırmadan ama hakemler dışında herkesin çaktığı, attığı yumruktan sonra bu kez de İnönü'deki Ankaraspor maçında sahne aldı. Theo Weeks bu kez Tello'nun hedefi oldu. Yardımcı hakem Serkan Gencerler'in pozisyona çok yakınken olayı görmemesine ihtimal vermiyorum. Görüp de bayrak kaldırmayışı acaba BJK'nin yaptığı "Cem Papila mağduru olma" edebiyatının bir sonucu mu diye düşünmek lazım...

6 Aralık 2008

O değil de Emre ne vurdu ama... | Denizlispor 0-1 Fenerbahçe


Kadrolar açıklandığında rakip takımın ileri ucunda Ivan ve Roberts ikilisinin oynayacağını öğrenmemiz ironiyi de beraberinde getirdi. Hemen hemen her derbi dışı lig maçında gündeme gelen çift forvet oynama isteği bu kez kafalarda canlanamadan bitti zira kadroda Semih de sakat olunca "yarım forvet" diye nitelendirilen İlhan ve Güiza vardı sadece. Hoş, 5 tane forvetimiz de olsa Aragones'in tek forvetten şaşacağı şüpheli...

Kadromuza baktığımızda Gökhan, Carlos, Lugano, Edu, Josico, Selçuk ve Vederson'un olduğu bir 11'de hücum edebilmek hayalin ötesine geçemez. Duran top dışında bu kadronun gol bulabilmesi, pozisyona girebilmesi mümkün gözükmüyor. Aynı şekilde pozisyon vermemiz de mümkün değil. Nitekim kanallara dağıtılan maçın özetinde ilk yarı sadece 2 pozisyonla geçilmiş...

3 haftadır Denizlispor kendisinden bol gollü ve dramatik maçlarıyla söz ettirirken bu maçta bol gol bekleyenler Aragones'in "deplasmanda 1 puan iyidir" mentalitesinin kurbanı oldular. Neyse ki 70. dakikayı beklemeden 2 defansif adam çıkarıp, 2 tane hem ofansif hem de yaratıcı ve fark yaratan adam aldı; Emre ve Deivid. Verimini de çok geçmeden, 2 dakikada olağanüstü bir golle aldı. Tuncay Şanlı atmıştı zamanında berbat zeminde bir gündüz maçında. Yerden bir şut çekecekken topun bozuk zeminde sürpriz sekişiyle top gol olurken havada müthiş bir bombe yapmıştı ender görülen cinsten. Bugün de Emre böyle bir gol attı ama bu kez şansa değildi. Öyle istedi ve öyle gitti top. Kaleci durması gereken yerde olmasına rağmen gol olması, golün değerini bir kat daha arttırdı. Belki küçüklüğünde futbolcu olma hayalleri kurarken Fenerbahçe formasıyla çok kez gol atmıştı rüyasında. Bu maçta gerçeğe dönüştü. Secde ederek şükretmesi de bunun içindi belki de...

Bu muhteşem golün tadı damağımızdan gitmemişti ki Deivid uzaklardan bir füze gönderdi. Pilot kameradan, tekrara falan gerek duymadan gol diye bağırdığımız bir anda hakemlerin hiçbirinin bu golü algılayamaması enteresandı. Golü göremeyen yardımcının, biri Ivan'ın, diğeri de Güiza'nın kart grdüğü pozisyonlarda ipince ofsaytları kaldırıp da topun içeri 1 metre girdiği pozisyonu es geçmesi olmadı. Bu kadar sıkıcı bir futbolun oynandığı, hücuma her çıkışımız başlarken Ersun Yanal ile özdeşleşen "kart gerektirmeyen fauller" ile duran ve zenginleşemeyen oyunda iki muhteşem gol oldu ve birine yazık ettiler. Sırf bu olay yüzünden Emre'nin müthiş golünün daha az konuşalacağına mı yanayım, Deivid'in güme giden golüne mi yanayım, son dakikalarda yaşadığımız strese mi yanayım bilemiyorum...

Yalnız o değil de, Emre ne vurdu ama... :)

1 Aralık 2008

Lincoln, GS Taraftarını Ahmak Yerine Koyuyor!..


Casio Lincoln hemen hemen tüm GS taraftarını ahmak yerine koyuyor açık açık. Bu, dün TRT'nin yeni transferi Hakan Şükür'ün açıklamalarıyla daha da net ortaya çıktı.
Lincoln'ü "Deplasmanlara keyfi olarak gitmeyen adam" olarak tanıttı Hakan Şükür. Ve bu adam neden sadece ASY'de boy gösteriyor? Açıkça ortada ki, Lincoln geldiğinden beri sadece göz boyuyor. Yalnız bir Fenerbahçe 3-3 Schalke04 maçıyla "Lincoln Alex'in koşanı" yorumlarıyla Türkiye'ye gelen bilmem kaçıncı Alex alternatifi ne yazık ki ne futbol performansı olarak, ne de spor ahlakı olarak Alex'in tırnağı bile olamayanlar kervanına katıldı çoktan...

Ahmak yerine koyduğu GS taraftarı
da "koçum benim" naraları atmaya devam ededursun...


Erman Toroğlu'nun yorumu:
http://www.youtube.com/watch?v=pCETSwUzYJY

10 Kasım 2008

Galatasaray derbisinden çektiklerim...


Fenerbahçe 4-1 Galatasaray derbisinde çektiklerim...

Çekimlerde Canon 400D ile Tokina 11-16mm ve Canon 18-55mm lensler kullanılmıştır...

Büyük halleri için üzerlerine tıklayınız. İyi seyirler...




Galatasaray maçın 5. santrasını yaparken...

4. golden sonraki coşku...

Sevincini çekinmeden yaşayan Fenerli Polis...


Carlos'un frikiği...

Fenerbahçe'nin sahaya çıktığı an...




Biz sizin Kadıköy'de galip gelebilme umudunuzu sevdik :)


  • Biz sizin Kadıköy'de galip gelebilme umudunuzu sevdik...
  • Biz sizin Kadıköy'de 5 dakika da olsa galip durumda olma durumunuzu sevdik...
  • Biz sizin çift vuruşta direkt kaleye vurulan topun gol olduğunu sanıp komik sevinmelerinizi sevdik...
  • Biz sizin 10 senelik "geleneğe" rağmen hala Kadıköy'e galibiyet umuduyla gelmenizi sevdik...
  • Biz sizin atmosferden bozulan oyuncularınızı sevdik...
  • Biz size attığımız ilk şutların hep gol olmasını sevdik...
  • Biz sizin gerçek Fenerbahçeli olmasını sağladığınız yabancılarımızı çok sevdik...
  • Biz sizin kalecilerinizi sevdik...
  • Biz sizin Kadıköy'de galibiyet görebilmek için UEFA'da final oynama arzunuzu sevdik...
  • Biz Roberto Carlos'un frikiğine baraj kurmayan tek takım olarak golü yemenizi sevdik...
  • Biz sizin geleneksel çubuklumuza karşı uğurlu olduğuna inandığınız turuncu formalarınızla maça çıkmanızı sevdik...
  • Biz sizin futbolcularınızın futbol oynadıklarını unutup basketbol oynadıklarını sandıklarını çok sevdik...
  • Biz sizin her sene "geliyoruz" haliyle başlayıp, "bunun Sami Yen'i de var" haline dönüşümünüzü sevdik...
  • Biz sizin futbolcularınızın ısınmaya eller cepte çıkarak, "gayet rahatım" mesajı vermeye çalışan fakat içlerinde fırtınalar kopan hallerini sevdik...

Biz sizi çooook sevdik, seviyoruz...

İyi ki varsın Galatasaray, neşe kaynağımızsın her zaman...


Yine bekleriz...

10 Ekim 2008

EURO 2008 Video Arşivi


Euro 2008'de atılan tüm gollerin videoları,
Euro 2008'de oynanan tüm maçların özet görüntüleri...

Itv , BBC , LigTV kanallarının yüksek kaliteli kayıtlarından...

Aşağıdaki linkte hepsini bulabilirsiniz:
http://rapidshare.com/users/1H0L2A